Bir yazar olduğunuzu ve bir araba kazası sonrası bir numaralı okuyucunuz tarafından kurtarıldığınızı düşünün. Elbette bir yazar için gurur verici bir durum olmalıdır. Sıkıntı olan şeyin araba kazasında ölmeyi dileyeceğiniz derecede sadist biri olan bu okuyucunuzun size hapsetmesidir. Ve acı çekmemeniz adına yapmanız gereken iki şey vardır. İlk yapmanız gereken sadist okuyucunuz için en güzel kitabınızı onun için yazmak. İkincisi ise size acı çektiren tanrıçadan defalarca kendinizi öldürmesini dilemek!
Yeryüzündeki her politik lider aslında şiddete
yatkın bir sadisttir. Irak savaşındaki amacımız sözde özgürlüktü, değil mi? Peki kitle imha silahlarıyla kaç kişi öldürdük?
Bombalarımızla. İki yüz bin mi? Yarım milyon mu? Başka bir
şey yapamıyoruz, değil mi? Uygar toplumlar öldürmeye devam ediyorlar. Ve öldürmekteki etkinlikleri giderek artıyor. Ve
bu, biz insanların kaderi, Rob; katillerce yönetilmek istiyoruz,
buna katlanıyoruz, Rob. Her zaman. Liderlerimize neler oluyor,
Rob? Neden öldürüyorlar? Bu nasıl bir güdü? Akıllarını mı kaçırmışlar, yoksa onların da aslında senden, benden hiçbir farkları
yok mu?
“Yaşam, doğası gereği, önceden kestirilemeyen ve belirsiz olaylarla dolu olduğu için sadisti korkutur. Yaşam örgütlüdür, ama düzenli değildir; yaşamda kesin olan bir tek şey vardır, o da tüm insanların ölümlü olduğu gerçeğidir. Sevgi de aynı ölçüde kesinlikten yoksundur. Sevilmek için sevecen olma, sevgi uyandırma yeteneği gereklidir; bu da her zaman geri çevrilme ve başarısızlığa uğrama olasılığını içinde taşır. Bu nedenle, sadist karakterli kişi, ancak denetleme gücüne sahip olduğu zaman, bir başka deyişle sevgisine konu olan şey üzerinde yönetim gücüne sahip olduğu zaman, "sevebilir".”