— «Solcuların hâlini söyleyecektim efendim... Onların hâli de, bizdekilerin ters yönde simetriği...»
— «Evet!.. Bugün Türkiye’de, “akılcı yoldan, ilmîn yolundan” vesaire gibi tekerlemelerle, ne ilmin ne de aklın ne olduğundan habersiz “ilericiler”, ilericilikten ne anladıklarına dikkat edilirse, solcu da değil, modacıdırlar. “Çağdaş fikir” vesaire gibi laflarla, kendi fikirlerini “hakikat” açısından müdafaa etmek yerine, “yeni” olduğu için müdafaa durumunda bulunanlar (ki, aslında bu mânâda da çoktan geridirler), zımnen, yarın yeni bir fikir çıkarsa, çağdaş fikir olarak onun yanına geçeceklerdir. Söylediklerinin mânâsı bu. Bu takdirde, yarın başka bir fikrin kendi hakikatlerini yanlış çıkaracağını bile bile, bugün nasıl solcu olurlar?..
Eğer kendilerinden sonra, hakikatlerini zedeleyecek bir fikir çıkmayacaksa, “çağdaşlık” lafları ne mânâya geliyor? Ayrıca bu, insan ve toplum meselelerinin kendi fikirlerinde son bulmasıdır ki, bu takdirde “insan ve toplum meselelerinin” her ân yeniliği ne olacak?..
Toplumu, devamlı değişen bir organizma olarak görürken ve mutlak bilgi olmayacağını bilirken, gerek diyalektik materyalizmin prensipleri, gerekse onun sosyal sahada müşahhaslaşması olan tarihî maddecilik, nasıl mutlak bir mânâya kavuşturuluyor?..»