Cevad Ülger, Osmanlı’nın özellikle 15.–17. yüzyıllarını abstraksiyon kudretinin zirvesi olarak görür. Resim, heykel ve mimarlık ayrımı kalkar; hepsi mimarî bünyede toplanır. Kubbe, kemer, minare, pencere gibi unsurlar tek bir “abstrakt şiir” içinde birleşmiştir.Siluetler ilk bakışta insanı teshir eder; nispet, zarafet ve heyecanın dengesi eşsizdir. Estetik yücelik, orantının metafizik seviyeye çıkışıyla belirir. Dış görünüş (form) ile iç tecrübe (ruh) aynı anda yaşanır: İnsan yapıyı dışından içerde olarak, içinden ise dışıyla beraber yaşar.Avrupa’nın doğayı zorla mimarîye ekleme çabasıyla kıyaslandığında, Osmanlı mimarisi doğayı aşan, onun özünü vecd içinde estetikle yoğuran erişilmez bir seviyeye ulaşmıştır.
-Reha Kansu, "Cevad Ülger’in Abstrakt Sanat Anlayışı: Batı ve İslâm Estetiğinin Karşılaştırması", besincidevre.org, 20 Ağustos
2025-
Şiir gibi kadınlar vardı, doğru yere düşseler hayat onları mücevher gibi işleyecek... Ve şair adamlar vardı , doğru kadına denk gelseler onları mücevher gibi işleyecek ...
Gözlerin ne renk senin?" diye sordu, konuyu değiştirmek istiyor gibi. "Hiçbir zaman gözlerinin rengini anlayamadım." Son cümlesi tuhaftı. Göz rengimi anlamaya mı çalışmıştı?
"Ela sanırım."
"Yeşil de oluyordu ara sıra," dedi.
Duraksayıp, "Doğru, nadiren oluyor," diye mırıldandım. "Çoğu zaman sarı gibidir. Etrafımdakiler bal rengi olduğunu söylüyor."
"Ela gözlerinde yeşil hareler," dedi gözlerini benden ayırıp çakmağın ateşine dikerek. "Nazım sever misin?"
"Şiirle pek aram yoktur."
"Şiirle arası olmayan biri için fazla şiir gibi bakıyorsun."