Terry Eaglaton ''Şiir sanki bütün dünyayı dramatik biçimde durduracak duygusal bir mite inanmaktansa,insanın ıstıraplarını ona soğuk bir gerçeklikle yaklaşarak onurlandırmayı istemektir'' tanımıyla şiiri özel bir alana konumlandırır.
Bir musiki eserini dinlerken, belki birtakım özel çağrışımların da tesiriyle, müphem de olsa zihnimizde uyanan mâna ne ise, bir şiirin getireceği mâna da galiba bu karakterde bir şey olmalıdır.
Halbuki şair, ne bir hakikat habercisi, ne bir belagatli insan, ne de bir vazı-ı kanundur [kanun koyucu]. Şairin lisanı [ister nazım ister nesir olsun] (nesir gibi) anlaşılmak (için) değil, [hissedilmek] (fakat duyulmak) üzere [teşekkül etmiş] (vücut bulmuş), musiki ile söz arasında, (sözden ziyade musikiye yakın,) mutavassıt [ara] bir lisandır.
Üslûpda körletici bir sarahat, İngiliz bedîiyatçısı Raskin'in dediği gibi, muhayyileye yapacak hiçbir şey bırakmaz; o zaman sanatkâr en kıymetli müttefiki olan kariin ruhundan gelecek yardımı kaybetmiş olur. Eser-i sanatın [maksad-ı âlisi] (en büyük hedefi) muhayyileyi (kendine) râmetmektir.