Osmanlı solculuğu Avrupa üzerinden beslenirken, Anadolu solculuğu ise büyük oranda Bolşevik Türkçülerin etkisinde kalmıştır. Bu iki eğilim arasında Osmanlı İmparatorluğu'nun elde kalan son parçasından biri emperyalist batının her türlü uzlaşma önerisine yakın ve yatkın İstanbul çevresi ile öteki böyle bir uzlaşmaya karşı olan, işgal ve tahakkümden kurtulmak için Bolşevik Devrimini bir fırsat olarak gören Ankara çevresi arasındaki görüş ayrılığından da beslenmekteydi. Bugün Liberal Sol ile Ulusal Sol arasındaki yaklaşım farkının kökenlerinin ta bu oluşum çevresine kadar gittiği söylenebilir.
İlyas Aydın Malatya bölgesinde örgütün ilişkilerini kullanarak bazı örgüt mensuplarının yardımıyla Ortadoğu bölgesine geçer. Buradan Mahir Çayan'ın eşi Gülten Çayan'a bir mektup yazarak örgüt mensuplarının bir kısmının Ortadoğu bölgesine gelerek burada askerî ve ideolojik eğitimden geçirildikten sonra Türkiye'de çeşitli büyük eylemler yapılmasının örgütü tekrar dirilteceğini söylüyordu. Mektup Gülten Çayan'a ulaşmıştı. Fakat bu mektuptan bir süre sonra THKO mensuplarından Teslim Töre grubunun İlyas Aydın'ı bulduk ve sorguladık, ajan olduğunu itiraf etti. Konuşulanları banda aldık şeklinde bir haber ile beraber İlyas Aydın'ın sorgulandığı sıradaki ses bantları Gülten Çayan'a ulaşır. Ses bandı Gülten Çayan'ın arkadaşları tarafından dinlenir. Bu hadiseden kısa bir süre sonra Teslim Töre grubu tarafından Gülten Çayan'a İlyas Aydın'ın infaz haberi iletilir.
Devrimci Sol'un 12 Eylül öncesi Akdeniz Bölge Sorumlusu olan Ali Akgün, darbeden sonra örgüt adına girişmiş olduğu bir kuyumcu soygununda yakalanarak Elazığ cezaevine konmuştu. 1982 yazında Elazığ cezaevinden iki Dev-Sol mensubuyla birlikte firar etti. Ali Akgün firarini takiben örgüt çalışmalarını Avrupa'daki Dev-Sol sorumlusu MK üyesi Paşa Güven'le irtibata geçerek sürdürdü. Yurtdışına çıkma hazırlıkları yaparken yakalandı. Örgüt adına bir çok eylemlerde ve faaliyetlerde bulunan Ali Akgün Çanakkale cezaevinde aynı koğuşta birlikte kaldığı yol arkadaşları tarafından örgüte ihanet ve polisle işbirliği yapmakla suçlanarak 30 Eylül 1990 yılında 9 yerinden şişlenerek öldürüldü.
İki kız kardeşinden biri Türk güvenlik güçleri tarafından öldürülen Mahmut Baksi'nin diğer kız kardeşi de kendi eliyle teslim ettiği yıllarca hamiliğini yaptığı PKK tarafından öldürüldü. Mahmut Baksi PKK ile olan ilişkilerini 1986'dan 1998'e kadar mesafeli tuttu. Diğer Kürt örgütlere yakın olurken PKK'ya uzak oldu. Bunda da önce PKK tarafından hain ilan edilmesi daha sonra kız kardeşinin PKK tarafından öldürülmesi iki önemli sebepti. Baksi'nin tekrar PKK'yla yıldızının barışması 2 Mayıs 1998'de MED TV de Öcalan'la yaptığı bir programla gerçekleşti. Öcalan'ın Şam'dan katıldığı programda Mahmut Baksi kız kardeşinin katili olan örgütün lideri Öcalan'la birbirlerine müthiş dostluk gösterisinde bulundular. Sanki kendisini hain ilan eden kızkardeşini öldüren PKK değilmiş gibi.
20-25 Ağustos 1982'de Suriye'nin kontrolü altındaki bölgede "Filistin Halk Kurtuluş Cephesi" (FHKC)'ne ait bir kampta 2. Kongresi'ni toplayan PKK'da örgüt lideri Öcalan'la Avrupa'daki PKK kadroları arasında örgütün Türkiye'ye yönelik politikalarıyla ilgili görüş ayrılıkları çıktı. Öcalan kamplarda eğitilen PKK militanlarının bir an önce Türkiye'ye sızarak örgütsel eylemlere başlamasını isterken "Semir" kod adlı Çetin Güngör'ün başını çektiği Avrupa'daki örgüt mensupları ise bunun erken olduğunu ileri sürüyordu. Görüş ayrılıkları PKK'da örgüt içi infazların yenilerine sahne olacaktı. Öcalan'ın "en güvendiği militanlarımdan biri" dediği "Şoreş" adlı militan Öcalan'ın talimatlarına karşı gelerek nişanlısıyla birlikte Avrupa'ya çıkmak ister. Buna karşı çıkan Öcalan infaz emrini örgütün en önemli isimlerinden biri olan Agit kod adlı Mahsum Korkmaz'a verir. O da Şoreş adlı militanı tarayarak öldürür.