Varoluşçu felsefenin teist (Allah’a inanan, dinlere inanmayan) kanadına babalık eden Danimarkali Søren Kierkegaard filozof (ölm 1855) kiliseye gidenlerin önüne çıkar onlara:
İsa yı seviyorsanız kiliseden papazlardan uzak durun!" dermiş
Ülkemdeki mabetlerin düşürüldüğü durumu gördükçe Kierkegaard'ı hemen her gün rahmetle anıyorum Kirletilen mabetten Allah’a gidilemeyeceğini vurgulayan eşsiz bir ders vermiş insanlığa
Soren Kierkegaard, kaygıyı sadece olumsuz bir duygu olarak görmez; aksine kaygı, insanın hürriyetinin şartıdır. İnsan, önündeki imkânların sonsuzluğunu kaygı aracılığıyla fark eder. Bu fark ediş, aynı zamanda seçim yapma zorunluluğunu doğurur. İnsan seçim yaptıkça varlığını kurar; fakat her seçim aynı zamanda başka imkânların kaybı demektir. Bu yüzden seçim, kaygıyı hiç bitmeyen bir şekilde yeniden üretir. İnsan bir yandan hürdür, çünkü imkânlarının farkındadır; ama aynı zamanda eksiktir, çünkü bütün imkânları gerçekleştiremez.Kaygının en yoğun biçimde belirdiği sınır durumlardan biri ölümdür. Ölüm, insanın bütün imkânlarını nihai olarak sınırlayan, ama aynı zamanda her imkânı sonsuz ciddiyetle anlamlı kılan bir hakikattir.Objektif düşünce, ölümü genel ve evrensel bir olay gibi kavrar; fakat sübjektif düşünce için ölüm, ferdin kendi varlığını dönüştüren şahsî bir tecrübedir. Her an gelebilecek bu kesin imkân, insanın kararlarını ölçülemez derecede değerli kılar.Ölüm bilinci, insanın eksikliğini en çıplak hâliyle ortaya koyar: o, kendi hayatının efendisi değildir!Soren Kierkegaard’da kaygının doğal sonucu, ıstırap ve günah bilincidir. Kaygı, insanın kendi yetersizliğini duyurur; ıstırap ise bu yetersizliğin hissî ağırlığıdır. Günâh bilinci, insanın Tanrı karşısında kendi eksikliğini tanımasıyla doğar.Bu noktada imân, eksikliğin aşılması değil, kabullenilmesidir. İmân, insanın kendi eksik varoluşunu Tanrı’ya teslim ederek anlam kazanmasıdır.İmân olmadan, insan eksikliğiyle baş başa kalır ve yokluk uçurumuna sürüklenir.Soren Kierkegaard ’ın kaygı kavramı, daha sonra Martin Heidegger ve Jean-Paul Sartre tarafından farklı yönlerden geliştirilmiştir: **Heidegger, kaygıyı insan varlığının temel ruh hâli olarak yorumlar; kaygı, varoluşun yoklukla yüzleşmesi ve sınırlılığının farkına
Soren Kierkegaard ’a göre kaygı, korkudan farklıdır!Korkunun somut bir nesnesi vardır: insan belirli bir şeyden, bir tehlikeden korkar.Kaygı ise nesnesizdir, kendinde bir korkudur. Kaygı, insanın “imkânlar varlığı” olmasından doğar: çünkü insan, yalnızca olduğu şey değil, olabileceği şeylerle de yüzleşir. Kaygı, işte bu imkânların sonsuzluğuna açılan kapıdır.İnsan, kendi önünde sınırsız imkânların açıldığını görür; fakat aynı anda, bu imkânların hiçbirini bütünüyle gerçekleştiremeyeceğinin farkına varır. İşte bu farkındalık, onun eksikliğini açığa çıkarır.Kaygı, insanın “tamamlanmamış bir varlık” olduğunu hatırlatan bir iç sarsıntıdır.Soren Kierkegaard ’da insan, hiçbir zaman tamamlanmış bir varlık değildir; o daima bir “oluş” içindedir. Var olmak, oluş halinde bulunmak demektir. İnsan kendi varlığını kararlarla kurar, fakat hiçbir karar onu mutlak bir bütünlüğe ulaştıramaz.Bu noktada “eksik varlık” anlayışı ortaya çıkar. İnsan, kendi içinde taşıdığı imkânları gerçekleştirmek ister, ama daima eksik kalır.Soren Kierkegaard’ın ifadesiyle insan, “var olan fakat daima var olması gereken bir varlıktır.”Bu ontolojik eksiklik, onu hem kaygıya hem de imâna açık hale getirir. Çünkü eksiklik bilinci olmadan, ne kaygı doğar ne de iman ihtiyacı belirir.
- Reha Kansu, Kierkegaard'ın Felsefi Antropolojisi, besincidevre.org/ -