Biri çıkıp sürgünün, çöküş halindeyken insanları yücelten, koyu bir yalnızlığın baskısı altında ruhun darmadağın olmuş güçlerini yeni ve bambaşka bir düzende bir araya getiren, kaderi yeniden yaratan gücünün destanını yazmış mıdır acaba? Sanatçılar her zaman için görünüşte yükselişlerini aksatan, yararsız bir aralık, gaddar bir kesinti olarak yakınmışlardır sürgünden. Oysa tabiatın ritmi böyle zorunlu duraklamalara gereksinim duyar. Zira ancak aşağıları da bilenler hayatın bütününü tanımış olurlar. İnsan ancak geriye düşmekle öne atılma gücünü kazanır. Yaratıcı yeteneğin, esas görevinin ufkunu ve yüceliğini kavrayabilmesi için, onu çaresizliğin derinliklerinden, itildiği uzaklıklardan görmesi için geçici olarak böyle zorunlu bir yalnızlığa özellikle ihtiyacı vardır. İnsanlık için en anlamlı bilgiler sürgündeyken gelmiştir, büyük dinlerin yaratıcıları, Musa, İsa, Muhammed, Buda, hepsi nihai önemdeki sözlerini söylemeden önce çöllerin suskunluğuna çekilmek zorundaydılar, insanlardan uzaklaşmaları gerekiyordu.