Büyük "akıl" hastanelerinde ya da benzer kurumlarda "geri zekalı", "içe dönük" ya da "otistik" gibi adlar verilen hastalardan bazıları aslında normal, ama doğuştan sağır ve bebekliklerinden itibaren normal gelişimlerini tamamlamalarına imkan verilmemiş kimseler olabilir.
Sıradan dinleyicilerde müzikal algının daha çok sağ yarıküre işlevi olmasına karşılık (müziğin "gramerini söken, onun incelikli formel yapısını çözebilen) profesyonel müzisyenlerde ve uzman kulaklarda bir sol yarıküre işlevi olduğu görüşü güç kazanmıştır.
.
.
.
Benzer bir geçiş matematiksel kavramları ya da rakamları, iyi düzenlenmiş muazzam bir entelektüel evrenin ya da planın parçası olarak görebilen matematik ya da aritmetik "uzmanlarında" da görülür. Uzamı, mekan ilişkilerini "sıradan bir göz"den çok daha iyi görebilen ressamlar ve iç mimarlarda da bu geçiş söz konusu olabilir. Aynı şey iskambil ve satranç oyunlarında, Mors alfabesinde ustalık kazananlar için de geçerlidir. Bilim ve sanat alanlarında, ayrıca çeşitli oyunlarda uzman olanlar ve yeteneklerini geliştirenler dile çok benzeyen temsili sistemler geliştirirler ve tıpkı dil ediniminde olduğu gibi kendilerini geliştirirler; bütün bu süreçlerde bir sol yarı küreye geçişin söz konusu olduğu söylenebilir.
İşitsel korteksin karakterini değiştirip görselliğe dönüşmek için sağırlığın meydana gelmesini "beklediğine" inanmamız için hiçbir neden yoktur. Bu tür bulguları ancak tümüyle farklı türden bir kuramla açıklayabiliriz; bu tür bir kuram sinir sistemini (potansiyel açıdan) her şey için yeterli, donanımlı, önceden programlanmış ve evrensel bir makine olarak değil, farklılaşabilen (genetik sınırlamalar dahilinde) tümüyle farklı biçimlere girebilen bir sistem olarak görmemizle mümkündür.
Çok değil, on yıl önceye kadar tıp öğrencileri ile genç hekimlere, "hastalarınızı tanımak için zaman ayırın, hasta öykülerini alırken ve fizik muayenenizi yaparken titiz olun," dememiş miydik? şimdi bunların modası mı geçti?