Sesleri Görmek (Sağırların Dünyasına Bir Yolculuk)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.036
Gösterim
Adı:
Sesleri Görmek
Alt başlık:
Sağırların Dünyasına Bir Yolculuk
Baskı tarihi:
2001
Sayfa sayısı:
186
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750802160
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Seeing Voices
Çeviri:
Osman Yener
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Sesleri Görmek, çoğu kez acımasız önyargılarla karşı karşıya kalan sağırların, "işitenlerin" dünyasında kabul görmek için verdikleri savaşımı gözler önüne seriyor. İşaret dili yalnızca bir dil değil, sağır kültürünün elindeki tek "araç". Mart 1988'de Gallaudet Üniversitesi'nde yaşanan ve Oliver Sacks'ın bizzat tanıklık ettiği isyanın da, sağırların haklarını arayan tüm sosyal ve politik akımların da merkezinde hep işaret dili var.
Sesleri Görmek, şaşırtıcı bir dünyaya yapılan etkileyici bir yolculuk..
186 syf.
DİL- DÜŞÜNMEK- DELİLİK

Aklın peşinde koşa koşa varacağım noktanın delilik olacağını bilsem hiç girer miydim bu yola? Tabii ki girerdim. Hakikatin karşı konulmaz çekiciliğine kim karşı koyabilmiş ki biz karşı koyabilelim. Rodin'in felsefe sembolü heykelini (http://gazetemanifesto.com/...heykeli-bakirkoy.jpg ), bir tımarhanenin bahçesinde bulunduran ülkem için fazla düşünmek deliliğe eşdeğer de olsa bu yanlış algının hakikate bakan bir tarafı olduğunu keşfettim. Bütünlüğün olduğu yerde keşif mümkün olmuyor düşünce kardeşlerim. Eksiklik varlığa bir övgü aslında. Tıpkı kötülüğün iyiliğe, çirkinliğin güzelliğe bir övgü olması gibi delilik de aklın anlaşılacağı bir övgü, bir yadı cemil, bir eşik.

Biraz geç ve düşe kalka, deneye deneye öğrendim bu hakikati. Tabi bu keşiften sonra bu kuralın hayatın her noktasına uygulanabilirliği üzerine de düşünmeye başladım. Bize eksik gibi gelen parçalardan tüme varmayı öğrendim adım adım. Düşünmenin ne demek olduğunu düşünme sistemlerinde eksik olmayanlardan değil de, bu mekanizmasında bir şekilde aksaklık olan insanları gözlemleyerek öğrenmeye çalıştım. Konu düşünce olunca dilden bağımsız önermeler bulmak mümkün olmuyor haliyle. Wittgenstein '' Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır. '' sözüyle ışık tutar dil ve düşünce arasındaki çerçevesi belirsiz karanlık deryaya.

Peki dilini, dolayısıyla düşüncelerini sesleri taklit ederek geliştiren insanoğlu sesleri duyamayacak olsa yani doğuştan sağır olsa, dil yeteneğini geliştiremediği için düşünce kabiliyetini de mi hiç kazanmadan yitirir mi? Kafanızda deli sorularla sizi baş başa bırakmadan bu kitabı nasıl okumaya karar verdiğimi anlatmak istiyorum sizlere. Tractatus Logico-Philosophicus 'u okuduktan sonra bir sabah uyanmış, yatağımda kitabın kafamda patlattığı havai fişek gösterilerini izlerken birden aklımda şu soru canlandı; '' Doğuştan sağır bir insan hangi dilde düşünür? Şartlar gereği herhangi bir dilde düşünemiyorsa düşünme eylemini hangi araçla yapar? Ya da en korkuncu dil yeteneği gelişmemiş bir insan düşünme eylemini gerçekleştirebilir mi? '' Bir durup düşünelim hakikaten; dil ve düşünce arasındaki bu kopmaz bağ doğuştan sağır, ya da işitme duyularını dil gelişimi öncesi evrede kaybedenlerde nasıl işler?

Karısını Şapka Sanan Adam gibi ikonik kitapların yazarı ve aynı zamanda kendisi de nörolog olan Oliver Sacks , çok şükür ki bütün bu soruların cevabını bizden önce merak edip böyle enteresan ve enteresanlığı ölçüsünde de yol gösterici Sesleri Görmek 'i kaleme almış. Sağırların dünyasının anlatıldığı kitapları okuduktan ve Gallaudet'e yaptığı ziyaretler esnasında işaret dilinde verilen felsefe derslerine, tümüyle sessiz ortamlarda verilen kimya ve matematik derslerine şahit olduktan sonra sağırların kendine özgü bir dili ve kültürü olan insanlığın geri kalanından bağımsız bir millet olduğunu keşfetmiş Sacks.


Yuhanna'da; '' Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. '' diye bir ifade geçer. Buna çok yakın ifadelere İslam dininde olduğu gibi diğer tüm inanç ve düşünce sistemlerinde rastlayabiliriz. Peki her şey söz ile başlıyorsa böyle bir durumda kavramları nasıl oluşturabilirsiniz. Bu düşünce, sembollerin sözcüklerden oluşması gerektiği yönündeki yargının yaslandığı arketip düşünce/ düşünce arketipinden temel alır. Düşünmek sembollerle, semboller de ancak sembolleri imgeleyen bir dil ile mümkün olur düşüncesidir bu tarz düşüncelerin kaynağı. Sağırların dünyasına girdiğimizde söz ve düşünce arasındaki bu tabularımızın o kadar sağlam temelli olmadığını görüyoruz. Doğuştan sağır ressam ve fotoğrafçı Theophilus d’Estrella'nın ; “Okula başlamadan önce resimlerle ve işaretlerle düşünürdüm.” (s. 52) sözü bu faktörü ispatlar nitelikte. D’Estrella’nın kozmolojik ve etik fikirlerini yansıttığı eserleri onun yalnız başına düşünmesinin meyveleriydi. Bu durumda okuyucuya şu yargıya varmak kalıyor; dil olmadan da soyut düşünce mümkündür.


“ Düşüncenin birimleri olarak görev yapan psişik bağlantılar, görsel ve bazen kas hareketleriyle ilintili… Bazı imler ve az ya da çok berrak olan imgeler’dir. Bildiğimiz sözleri ve başka işaretleri ikinci bir safhada, bir çaba sonucu üretiriz.” Einstein
Bir bebek konuşma aşamasına gelmeden önce işaretlerle çevresi ile iletişim kurar. Bunun nedeni işaret dilinin kolaylığıdır. Konuşmada yüzlerce farklı beyinsel işlevin aynı anda yıldırım hızıyla koordine edilmesi gerekir. Günlük hayatta bize çok basit gelen, düşünme, dil, iletişim, sohbet etme zinciri aslında insan beyninin yürüttüğü en kompleks ve karışık işlemlerden biridir. 100 kişi toplansak bir haftada yapamayacağımız matematiksel işlemleri bir saniyede yapabilecek yapay zekaların yani bilgisayarların hala normal bir insan gibi sohbet edecek yetenekte olamamasının nedeni de budur.

Bize çok sıradan gelen ve sıradanlaştığı için ülfet peyda olan bu eylem aslında insanın sahip olduğu en mükemmel ve kompleks mekanizmalarından birinin sonunda ancak vücut bulur. Sesleri görmek, bu ve benzer konularda da insana çok büyük farkındalıklar sağlayan bir kitap. Sacks' 'ın bu noktadaki en büyük katkılarından biri de insana farkındalık dediğimiz şeyin paket program gibi yüklenen bir şey olmadığı , çabaya ve meraka tabi olduğunu göstermesi.


Tanımadığımız , bilmediğimiz kültürlerin , dünyaların ancak içine derinlemesine dalarak bir şeylerin farkında olabiliyoruz. Sağırların dünyası için farkındalık , körlerin dünyası için farkındalık , yürüme engelli olanlar için farkındalık , dünyanın gürültüsüne mahkum ama kendi sesine hasret lalların dünyası için farkındalık derken insan bir de bakıyor ki bütün bu eksikler aslında bütünün kendisine bir övgü. Ve onların eksikliği aslında bir eksiklikten ziyade insan anlayışının çeşitlendirilmesi ve derinleşmesi için birer nimet.

İç konuşmada sözcükler ölür ve düşünce öne çıkar. İç konuşma büyük oranda saf anlamlarla düşünmektir. Schopenhauer; “ Düşünceler sözcüklerle somutlaştıkları anda ölürler.” der. Kişi en derinde müzikle ya da denklemlerle düşünmez; sözcük ustaları bile dille düşünmez. Schopenhauer ve Vygotsky büyük söz ustalarıdır ve düşüncelerini sözcüklerden ayırmak imkansız gibi görünür ama her ikisi de düşüncelerinin sözcüklerin ötesinde olduğunu söylemişlerdir. “Kelimeler düşünceyi dile getirirken ölür.” Doğuştan sağır olmayan biri için bu yazdıklarım akıl almaz olabilir. Zira ne kadar zorlarsak zorlayalım biz '' normal '' olanlar, '' eksik olmayanlar '' bütüne sahip olduğumuz için bütünü anlama yetisine kendimiz üzerinden ulaşamıyoruz. Dilden bağımsız bir düşünce bize imkansız gibi geliyor ama sağırların dünyasında bu mümkün. Hatta doğuştan sağır olan insanlar bizim düşüncede bile kapısına varamayacağımız kadar mükemmel bir dünyada yaşar ve bu kitap o dünyanın ne olduğuna anlamak değil ama en azından anlamaya yaklaşmak anlamında çok büyük '' farkındalık '' sağladı bana.

Tabii burada değinmek istediğim bir nokta daha var. Esasen dil insanın yalnızlığının hatırlatıcısıdır. İlk ses çıkarmamız yani ağlamamız bile annemizin bir parçası olmadığımızı, ayrı ve yalnız bir varlık olduğumuzu anlamamızla olur. Ağlamak, ses çıkarmak dil oluşumunun ilk adımıdır. Anneden ayrı düşen tatminsiz bebek, ses ve dil aracılığıyla bu ayrılığı gidermenin, kendini çevresine ifade etmenin yolunu önce kendi sesini keşfederek, daha sonra da çevresinden duyduğu sesleri taklit ederek arar. Kısaca dil, bireyin düşünmek ve iletişim kurmak için duyduğu bastırılmaz ihtiyaçtan türer. Doğuştan sağır insanlarda düşünce tamamen kaybolmasa da form değiştirir. Çünkü iletişimin bozulması durumunda, entelektüel gelişim, sosyal ilişkiler, dil gelişimi ve duyusal tavırlar, hepsi birden ve aynı anda bundan etkilenir. Buna karşın Aydınlanma’nın temel ilkesi; “ insan kültür olmadan var olamaz '' dır. Kitle ile olan iletişimimiz bizi düşünce temelinde daha insan yapar. Hatta burada bir şey de ekleyeyim. Çoğumuzun duyduğu bir geyiktir bu. '' İnsanlar ve maymunlar arasındaki DNA dizilimi yüzde 99 oranında aynıdır. '' Peki kalan yüzde bir hangi farktan kaynaklanıyor? Bizi maymun değil de insan yapan o yüzde bir nedir diye baktığımızda kaşımıza çıkan şey; dil oluyor. Dilin temel fonksiyonu ise bize iletişim için imkan veriyor olması. Doğuştan sağır olan insanlarda temel sorun bir dilleri olmaması değil, yeterli eğitimi çevrelerinden alamadıkları için iletişim yeteneğini geliştirememeleri. “ Sağır çocukların çoğu, sekiz yaşlarında soruları anlamada gerilemeye başlarlar, her şeye bir etiket yapıştırmaya devam ederler, yanıtlarında “meselenin özüne” ilişkin bir yan bulmak zorlaşır. Nedensellik merakları zayıftır, gelecek hakkında pek az fikir yürütürler.” (Schlesinger) (s. 76)

Toparlayacak olursak dil iletişimden, iletişim de düşünceden bağımsız olmadığından doğuştan sağır insanlardaki temel sorun iletişimsizlik yüzünden kendi kültürlerini oluşturamamaları. Bu noktada oluşturulacak farkındalıklar hem onların sorunlarına çözüm olacak hem de bizim onlara göre daha karanlık olan dünyamızın daha aydınlık olmasını sağlayacaktır.

Sağırların dünyasını anlamanıza yardım edecek, bu konuda size en büyük katkıyı sağlayacak olan şeylerden biridir bu kitap. Kitap ile ilgili tek sıkıntım ise çok fazla dipnot vermesiydi. Bazen öyle anlar oldu ki dipnotun devamını okumak için üç dört sayfa ilerleyip geri dönmek zorunda kaldım. Bu yüzden bana okuması en zor gelen kitaplardan biriydi Sesleri Görmek. İnsan deneyiminin en uç örneklerini okumak isteyenler için Oliver Sacks 'ın diğer kitapları ile beraber Sesleri Görmek kitabını da şiddetle tavsiye ederim.

NOT: Dil ve düşünce arasındaki bu karmakarışık ilişkiye bir değişken daha katmak (dil- düşünce-zaman) ve beyinlerinizi biraz daha yakmak için bir de film tavsiyesinde bulunmak istiyorum. Son zamanlarda izlediğim en etkileyici ve başarılı filmlerden biri olan Arrival: http://www.imdb.com/title/tt2543164/ filmini izlemenizi ve dil üzerine olan fikirlerinizi bir daha düşünmenizi rica ediyorum. Ve tabii şu harika soundtrack için ne kadar minnet duysam az filmin yapımcılarına: https://www.youtube.com/...a2jPvZxCA0IYXcopcYJc

Keyifli okumalar, keyifli izlemeler ve de keyifli keşifler

İTHAF NOTU: İncelememi bu kitabı beraber okumalıyız deyip, beni yarı yolda bırakan Hayriye Gül 'e ithaf ediyorum :)
186 syf.
Sesleri okumak kitabında yazar okuyucuyu sağırların konuşulan dilin anlaşılmaz olduğu bir dünyaya götürüyor. Yazar eserinde görsel dili tanımlayıp Amerikan İşaret Dili’nin gelişimini ve kültürünü okuyuculara yansıtıyor. Sacks sağırların sesli ve dudak okuma yöntemiyle iletişim kurmaya çalışan öğretmenlerle olan ilişkisini anlatıyor.
Bir nöroloji uzmanı olan Sacks, insanların algısal bir yeteneği kaybetmesinden sonra onun telafisi ile her zaman ilgilendirmektedir. Bu nedenle, başlığın da belirttiği gibi, Sesleri Görme "sağırlıkla ilgili olduğu kadar görsel algı ve hayal gücü kadar; her seviyede yoğun olarak görsel olması gerekenin ne demek olduğu üzerine bir meditasyon "diye ekledi. Amerikan İşaret Dili'nin benzersiz iletişimsel potansiyeli hakkında oldukça heveslidir, çünkü ifade ortamı olarak görsel alanı kullanmaktadır. Hepsinden önemlisi, işitme engelli kişinin dilin insan kapasitesi hakkında ne açığa çıkardığı ve bu dilin potansiyelinin kazanılan sıradan araçlar (işitme) yokluğunda nasıl geliştiğiyle ilgilenmektedir.
Kitabın ikinci bölümünde sağıların ne zorluklar çektiğini, nasıl bir yaşam mücadelesi verdiğini, Gallaudet Üniveristesinde sağırların nasıl bir araya gelip tatlı ve haklı bir isyan çıkardığını ve onların galibiyetini özgün bir dille okuyucularına yansıtmaktadır. Sacks, 1988'de Gallaudet Üniversitesi kampüsünde şahsen "İşitme Engelliler Günü" toplantılarına şahitlik etmek için bulunmaktaydı. Kampüsün o büyülü atmosferinde boyadığı resim ve öğrenci liderlerinin istekli bir şekilde imzalanması okuyucuyu sanki orada imiş gibi hissettiriyordu.
186 syf.
oliver sacks tarafından sağırların dünyasına bir yolculuk olarak tanımlanan, bildiğimizi sandığımız -bilemediğimiz- farklı bir dil ve kültürleri olan, içimizde varolmaya çabalayan insanları tanımak adına keyifli bir kitap.
İnsan bazen kayıpların en az kazançlar kadar büyük olabileceğini düşünmeden edemiyor.
Hiçbir şey bir insanın kapasitesinin sınırlarını kaldırıp onun büyümesine ve düşünmesine giden yolu açmak kadar harika, sevinçli bir şey değildir; ve hiç kimse bu duyguyu aniden özgürlüklerine kavuşan dilsizler kadar şevkle ve belagatla tasvir edemez.
Çocuğun, "duyu"dan "anlam"a, görsel bir dünyadan kavramsal bir dünyaya evrilmesini mümkün kılan şey, içselleştirdiği ve kendinin kıldığı, annesinin dilidir.
Sağırlık bir illet değildir; illet, iletişimin kesildiği ve dilin yok olduğu yerde başlar.
Evrensel bir işaret dili yoktur; ama anlaşıldığı kadarıyla bütün işaret dillerinde, anlam açısından değil, gramer kalıpları açısından benzerlikler bulunmaktadır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sesleri Görmek
Alt başlık:
Sağırların Dünyasına Bir Yolculuk
Baskı tarihi:
2001
Sayfa sayısı:
186
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750802160
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Seeing Voices
Çeviri:
Osman Yener
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Sesleri Görmek, çoğu kez acımasız önyargılarla karşı karşıya kalan sağırların, "işitenlerin" dünyasında kabul görmek için verdikleri savaşımı gözler önüne seriyor. İşaret dili yalnızca bir dil değil, sağır kültürünün elindeki tek "araç". Mart 1988'de Gallaudet Üniversitesi'nde yaşanan ve Oliver Sacks'ın bizzat tanıklık ettiği isyanın da, sağırların haklarını arayan tüm sosyal ve politik akımların da merkezinde hep işaret dili var.
Sesleri Görmek, şaşırtıcı bir dünyaya yapılan etkileyici bir yolculuk..

Kitabı okuyanlar 19 okur

  • Ç.
  • Lilith
  • Serdar
  • Neo Konstantin
  • Ayşegül Öztürk
  • Didem Vidin
  • Aysun Yıldırım
  • booksofbet
  • Nun
  • Yaren Bilici

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40 (4)
9
%30 (3)
8
%20 (2)
7
%0
6
%0
5
%10 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0