VAZGEÇ, GINO. Bitir şu işi. Benim sana söyleyeceğim bu. BIRAK. Söz konusu belalım tanımıyorum, hiç görmedim onu.
Fransız olduğunu söylemiştin. Gelgeç huyludur Fransızlar. Onlara güvenilmez. Seninki belki öyle değildir. Belki seni hiçbir zaman yarı yolda bırakmaz, belki Gina Lollobrigida kadar güzeldir de. Ama o kız mahkum. Eğer o iğrenç pislik ona bulaşmışsa, o zaman ölüme mahkum. Daha da kötüsü, tehlikeli bu kız.
Bir genç eğer Allah'ın "fıtrat" olarak doğrudan ve "din" olarak ihtiyari bir şekilde kendisine vermiş olduğu yazılımlarını tarih bilinciyle birleştirebilirse o vakit o gencin self-oryantasyonu[kendi kendine yön vermesi] onu hayatta daha sağlıklı bir noktaya taşıyacaktır.
Türkiye'de kültürel iktidar hiçbir zaman Müslümanların elinde olmadı. O nedenle -milli sinemanın etkisinin zayıflamasıyla birlikte- bu memlekette sinemadan kaynaklı hayırlı bir değişim ve dönüşümden söz etmek zor. Rahmetli Sezai Karakoç, Düşünceler kitabında, "Sinema, milletimizinEğitimiiçinçokönemlibirkurumken, buşimdiyekadaradetaanti-eğitim, irfanınvekültürünyıkımvasıtası olmuşturdemekmübalağaolmaz." diye boşuna söylemiyor.
Yazmak, yazarak geliştirilen bir meziyet. Ama okumadan, olgunlaşmadan yazanların hem okura hem kendilerine karşı büyük bir vebale girdiğini hatırlatmak isterim.
AKP ve onun destekçisi MHP doğrudan düzenlemelerle laiklik ilkesini delmeye yıpratıp yıkmaya çalışıyor Laik rejimi içine sindiremedikleri açıkça belli Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu uyarıyor:
Bu gidiş hayırlı bir gidiş değildir Bu gidiş dinci bir dikta rejimine gidiştir Bunu önlemek her Türk yurttaşının vazgeçilmez görevi olmalıdır (Hürriyet 10 Şubat 2008)