Puan vermedi·97 syf.··
2026 28. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 14:20
Nero Tragedyası, yalnızca tarihi bir dönemi sahneye taşıyan bir eser değil; iktidarın insan ruhunda açtığı yaraları, gücün yozlaştırıcı etkisini ve toplumların sessizliğini sorgulayan çok katmanlı bir anlatı. Kitabı okurken gerçek Roma İmparatorluğu’ndan birebir bir kesit beklemek yerine, onun atmosferinden beslenen sembolik bir dünya ile karşılaşıyoruz. Yazarın amacı tarih dersi vermek değil; Roma’nın ruhunu kullanarak evrensel bir eleştiri ortaya koymak. Bu nedenle metinde bazı kavramların çevrilmek yerine özgün hâlleriyle bırakılmış olması dikkat çekiyor. İlk başta alışması zaman alsa da bu tercih, dönemin hissiyatını koruyor ve anlatının inandırıcılığını güçlendiriyor. Dildeki bu yaklaşım, okuyucunun kendisini sıradan bir tarih romanında değil, bilinçli olarak inşa edilmiş bir sahnenin içinde hissetmesini sağlıyor. Eserin merkezinde elbette Nero var; ancak asıl anlatılan tek bir kişinin hikâyesinden çok, sınırsız gücün nasıl bir yıkıma dönüşebileceği. Hırs, korku, sadakat, ihanet ve vicdan gibi kavramlar karakterler üzerinden sürekli sınanıyor. Özellikle iktidarın çevresindeki insanların suskunluğu ve çıkar ilişkileri, trajedinin büyümesine zemin hazırlıyor. Bu yönüyle kitap, yalnızca bir hükümdarı değil, onu mümkün kılan düzeni de sorguluyor. Bence eseri ilgi çekici kılan en önemli noktalardan biri de geçmişi anlatırken bugünü düşündürmesi. Otoritenin sorgulanmadığı, insanların korku ya da çıkar nedeniyle sessiz kaldığı her sistemde benzer döngülerin yaşanabileceğini hissettiriyor. Bu yüzden anlatılanları günümüz siyaseti, toplumsal düzen ve güç ilişkileri açısından yorumlamak mümkün. Kitap açık cevaplar vermekten ziyade okuyucuyu kendi çıkarımlarını yapmaya davet ediyor. Final bölümü ise uzun süre etkisini koruyan bir kapanış sunuyor. Olayların çözülmesinden
Nero TragedyasıGaius Flavius Divinus · Harmonia Yayınevi · 20267 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2026 74. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 20:09
Neydi Suçun Zeliha! bende tarihî bir roman etkisinden çok, vicdan üzerine yazılmış bir roman hissi bıraktı. Kitabı bitirdiğimde aklımda savaş sahneleri değil, Thomas’ın yaşadığı zihinsel dönüşüm kaldı. Çünkü onun yolculuğu aslında bir coğrafyadan diğerine değil, ezberlerinden şüphe etmeye başlayan bir insanın kendi içine yaptığı yolculuktu. Thomas’ın çocukluğundan itibaren kendisine öğretilen doğrularla yetinmeyip sorgulamaya başlaması, romanın en güçlü tarafıydı bence. Özellikle Foucher’in ona yalnızca din öğretmek yerine düşünmeyi öğretmesi, sonrasında Ben Şimon ve Şeyh Cibril gibi farklı inançlardan insanlarla kurduğu ilişki, karakterin değişimini inandırıcı hâle getiriyor. Hiçbiri Thomas’ı kendi tarafına çekmeye çalışmıyor; aksine ona hakikati aramanın tek bir kapıdan geçmediğini gösteriyor. Bu kısmı oldukça etkileyici buldum. Zeliha ise romanda uzun uzun konuşan ya da olayları yöneten bir karakter değil ama varlığıyla bütün romanın anlamını değiştiren kişi. Onun masumiyetinin, insanların kör inançları ve nefretleri karşısında korunamaması, kitabın ismini de çok anlamlı kılıyor. Thomas’ın “Neydi suçun Zeliha?” diye isyan ettiği an, bana göre romanın en ağır yükünü taşıyan sayfalardı. Roman boyunca en çok hoşuma giden şey, Osman Necmi Gürmen’in tek bir dini ya da tek bir toplumu yüceltmeye çalışmaması oldu. Eleştirdiği şey insanlar değil, bağnazlık. Aynı zamanda farklı inançlardan karakterleri ortak bir vicdan etrafında buluşturabilmesi, kitabı sıradan bir tarih romanının dışına çıkarıyor. Savaşın ortasında bile bilgiye, adalete ve insan olmaya tutunan karakterler görmek bana umut verdi. Kitabı kapattığımda şunu düşündüm: İnsan bazen öğrendiklerini değil, sorgulamaya cesaret ettiklerini hayatı boyunca yanında taşıyor. Neydi Suçun Zeliha! benim için tam da bunu
Neydi Suçun Zeliha!Osman Necmi Gürmen · Everest Yayınları · 201021 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·336 syf.··
2026 8. kitabı
Bir adam trafikte aniden “beyaz körlük” yaşar. Ardından bu körlük hızla yayılır ve bütün şehir kaosa sürüklenir. Devlet, hastaları karantinaya alır ama düzen kısa sürede çöker. Kitap, özellikle kör olmayan tek bir kadının gözünden insanlığın çöküşünü anlatır. Kitabın asıl meselesi: Saramago’nun anlattığı körlük fiziksel değil; daha çok insanların zaten sahip olduğu ahlaki körlük. Yani görmekle bakmak arasındaki fark. Temalar: İnsan doğası: Medeniyet çöktüğünde geriye ne kalır? Güç ve sömürü: Kaos ortamında güçlü olanın zayıfı ezmesi. Vicdan: Kör olmayan kadının taşıdığı yük. Toplum eleştirisi: Düzenin ne kadar kırılgan olduğu. Kitabın güçlü yanları: Çok çarpıcı ve rahatsız edici bir atmosfer kuruyor. İnsan psikolojisini sert ama gerçekçi anlatıyor. Okuru sürekli “Ben olsam ne yapardım?” diye düşündürüyor. Sembolizmi çok güçlü. Zorlayıcı tarafları: ✘ Noktalama ve diyalog kullanımı alışılmışın dışında; ilk başta yorabilir. ✘ Ağır ve karanlık sahneler içerir. ✘ Umut hissi çok azdır. Tek cümleyle anlatmak gerekirse: “Körlük, gözleri açık insanların iç dünyadaki karanlığını anlatır.” Bu kitap bittikten sonra insanın aklında şu soru kalır: “Gerçekten görebiliyor muyuz, yoksa sadece bakıyor muyuz?” Senin sevdiğin gizemli ve derin sorgulamalara çok uygun bir kitap.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,2bin okunma
Puan vermedi·336 syf.··
2026 30. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:47
Bir trafik ışığında başlayan ve kısa sürede tüm şehre yayılan beyaz körlük salgını üzerinden ahlakı, korkuyu ve çaresizliği sorgulatan oldukça güçlü bir hikâye anlatıyor. Olaylar ilerledikçe insanların zor koşullar altında nasıl değişebildiğini görmek bazen şaşırtıcı, bazen de oldukça rahatsız ediciydi. Saramago'nun anlatım tarzı ilk başta alışılmadık gelebilir. Noktalamanın az kullanılması ve diyalogların farklı aktarılması nedeniyle ilk sayfalarda adapte olmak biraz zaman aldı. Ancak hikâyenin içine girdikçe bu anlatımın akıcılığına kapılmamak mümkün değil. Karakterlerin isimlerinin olmaması da kitaba ayrı bir derinlik katmış. İlk kör, doktorun karısı, siyah gözlüklü kız gibi ifadeler, karakterleri tek tek değil, insanlığın bir parçası olarak görmemizi sağlıyor. Özellikle herkesin kör olduğu bir dünyada görmeye devam eden doktorun karısının yaşadıkları hikâyeyi benim için daha da etkileyici kıldı. Kitap boyunca iyilik ve kötülük, vicdan ve bencillik üzerine sık sık düşündüm. Körlük aslında sadece gözlerle ilgili değil; bazen görmeyi seçmediğimiz şeylerle de ilgili gibi hissettirdi. Yazardan okuduğum ilk kitaptı ve kesinlikle son olmayacak. Saramago'nun anlatım tarzı ve yaptığı gözlemler beni fazlasıyla etkiledi. Distopik hikâyeleri sevenler bu kitaptan çok etkilenir.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,2bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 15:27
Hayatın keşmekeşi içinde kör gözlerimizle, sağır kulaklarımızla, tutmayan ellerimizle, hissetmeyen kalplerimizde kaybettiğimiz, farkına varamadığımız,gözden kaçırdığımız merhamet duygusunu tam da adaletin menbaı sayan bir ana fikir.Bu hakikati, aydınlık karanlığın en yoğun olduğu anda neşet eder tezine şahit tutan Reis Bey! Üstad, tezini "Sanat hisarının en yüksek burcu" dediği tiyatroyla şahikaya erdirmiş.
Reis BeyNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20239,9bin okunma
Puan vermedi
Bir insanı tanımak istiyorsanız onun geçmişiyle gerçek hikayesini bilmelisiniz! Hırs ve Esaret @_nehir.güzel Doktor Ekin kariyeriyle göz dolduran, bir psikiyatrist, ünlü bir iş insanının kızıyla evli ama eşinin ailesinden hak ettiğini düşündüğü saygıyı bir türlü göremiyor, yazdığı kitap da tutmuyor, Dr. Salih egitim hayatı boyunca ona hem dostluguyla hem de maddi manevi desteğiyle hep yanında olmuş, Ekin bunun bile farkında değil kendine şefkati yok, değersiz hissiyle kendimi sevemiyorum itirafıyla hırslarına da yenik düşmeye meyilli narsöçist birbkışilık, eşinın de evi terketmesi olayları tetikliyor. Erhan, baba siddetıyle büyümüş, lisedeyken bir kazada babasını kaybediyor, anne yatağa mahkum, yardımsever komşu Mehtap ın Erhan' a bir kitap hediye etmesiyle yazma yeteneğini keşfediyor, onu yazmaya teşvik eden de Dr. Ekin çünkü Mehtap onu psikolojik tedavi görmesi için Ekin' in calıştığı hastaneye yatırıyor, tedavinin sona yaklaştığı bir dönemde Erhan hayatını kaybeder. Bu şaibeli ölümü araştıran Komser Tuna kanıtları bulmasıyla bir puzzle gibi parçalar yerine oturacak. İlk kez sevginin yüreklerini kıpırtattıği kaderleri ayni iki genç insan Funda ve Erhan, her ikisine sevgiyle yaklaşan Ekin in de asistanı Şule, öğrendiği sırlar mı terastan atılarak hayatını kaybetmesine sebep oldu, Erhan' ın odasının kameranın kör noktasına denk gelmesi, ayni kamerada Şule' nin terastan düşmesinde de görüntü kaydetmemiş. Salih'in hayatı boyunca sahip çıktığı Ekin' i çözmesi, peki vicdanının sesine kulak verebilecek mi? Kanıtlar tek bir kişiyi işaret ediyor okurken bunu biliyoruz ama satranç tahtasında ilerleyen taşlar yerine Komiser Tuna sayesinde oturacak? Yazardan okuduğum ikinci kitaptı, psikolojik ve polisiye türü kaleme alan
Hırs ve EsaretNehir Güzel · Çınaraltı Yayıncılık · 202610 okunma