Hayal, ipleri elden kaçırmaktır. Oysa öyle bir dünyada yaşıyoruz ki o ipin ucu sizin elinizden bir kaçtı mı, hemen bir başkasının eline geçiveriyor. Ondan sonra siz hayal ediyorsunuz, ama bir başkası yaşıyor.
Neden hayal ettneye böyle muhalif bir tavır takınıyorum? Çoğu zaman hayal kelimesiyle yan yana anılan bir şeyi, rüyayı savunmak istiyorum da o yüzden. Hayal ve rüyarun birbirine yakın yönleri olması, birini diğeriyle karıştırmak tehlikesini doğurabilir; onun için aradaki farkı iyice belirtmeli.
Hayal, insanın istekleri, özlemleri, yönünde kafasında meydana getirdiği bir sun'i ortam, bir zan, bir kuruntudur. Rüya ise insanüstü bir kuvvetin tesiri altında örülen ve benim gerçek kabul ettiğim bir istikamet, bir atadır. Ancak burada mistik bir tecrübeden söz etmediğimi hemen belirtmeliyim. Burada rüyadan kasıt, inanca olan bağlılığın insanüstü bir kuvvet tarafından insanda kavileştirilmesidir. Daha açık bir şekilde ifade etme gayreti içinde şunlar söylenebilir: İnanca konu olan belli kaynaklar vardır: Kur'an ve Hadis. Her Müslümanın gorunur davranışlarında inancının kaynakları doğrultusunda hareket etmesi tabiidir. İşte bu görünür davranışların çevresini kuşatan görünmeyen hale rüyadır. İnsanın rüyada olması -uykuda ve uyanıkken- teslimiyeti bihakkın yaşaması anlamına gelir. Hayal içinde olmak ferdi endişelerin bulanusı şeklinde tezahür eder. Rüya ise inancın kaynaklarına dayanmak suretiyle bir berraklık halidir. Hayal, tıpkı bir bataklık gibi sizi yavaş yavaş yutar, eritir. Rüya ise sizin mevcudiyetinize gelen bir açıklık, bir sarahattir; sizi ikaz eder ve sağlam bir zeminde ilerlemenize yol açar.
Mesele, rüyaya layık olmaya yönelmek ve sonra ona sahip çıkmaktır. Bunun için de insanın dünya ile olan münasebetlerinde, dünyaya teslim olmayı değil, başka bir