Bu korkuyla yaşanmaz
İlk fırsatta intikamını almak için fırsat kollayacağını biliyordum. Ancak bunun ne zaman olacağını bilmediğimden içimi çocuk yüreğinde sıkışıp kalan korkular gibi bir korku sarıyordu. Bu gece mi, yarın mı, bir hafta sonra mı bilmiyordum. Ve bu belirsizlik sürekli içimi kemirip duruyordu. Bir müddet uzaklara mı gitsem diye düşündüm. Ancak eninde sonunda işlerim için geri dönmek zorunda kalacağımdan bu anlık çözüm, pek bir işe yaramazdı. Er geç bu bedel ödettirilecekti çünkü. Bir anlığına her şeyi açıkça konuşup, halledebilir miyiz diye düşündüm. Bu çok düşük bir ihtimaldi. Ama denemeye de değer miydi bilmiyorum. Kafam öylesine karışık ki ve öylesine ümitsizim ki hiçbir şey içinde bulunduğum durumdan beni kurtarmaya yetmiyordu. Tüm cesaretimi toplayıp yüzüne haykırasım geldi. Olsun... Ne olacaksa olsun. Böyle daha fazla yaşayamam. Evet. Kararımı verdim! Bu akşam yüzleşip yüzüne haykıracağım. Acımasız pençeleri arasında can versem bile bunu yapacağım. Kapıya doğru yürüdüm ve yüzleşmekte olduğum hakikatin gözlerinin içine baktım. Kalbim daha hızlı atıyor, avuçlarım terliyor, dudaklarımı içe büküp ısırıyordum. Derin bir nefes aldım. Ve bütün cesaretimi toplayıp haykırdım: Evet! Parfüm şişesini düşürdüm! Gürültü oldu ve bebek uyandı. Şimdi kaderime razıyım.
Hayata Dair
Gelen her yeni gün peşi sıra yeni şaşkınlıklar, korkular, kaygılar, umutlar taşıyor.
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Gelen her yeni gün peşi sıra yeni şaşkınlıklar, korkular, kaygılar, umutlar taşıyor.
Geleneksel yanılgı, zekayı genetik mirasa, davranışları ise çevreye bağlar. Oysa insan, sadece göz rengini değil, karakterinin gölgelerini, ruhundaki o durdurulamaz dürtüleri ve taşınan travmaları da anne ve babasından devralır. Mark Wolynn’in 'Seninle Başlamadı' kitabında da çarpıcı bir şekilde anlattığı gibi; kökleri geçmişe dayanan acılar, korkular ve bağımlılık eğilimleri kalıtımsal birer kod olarak kuşaktan kuşağa aktarılır. 'Doğduğun ev kaderindir' sözü, duvarların soğukluğuyla değil, anne-babamızdan bize üflenen bu görünmez mirasla ilgilidir. Ebeveynlerin öfkesi, takıntıları veya bağımlılıkları, çocukta birebir aynı maskeyle hayat bulmaz; bazen yıkıcı bir alışkanlığa, bazen de iflah olmaz bir işkolikliğe ya da okuma tutkusuna dönüşür. Genetik potansiyeli tamamen yok edemeyiz belki ama bilincimizle ve doğru bir çevreyle onun yönünü değiştirebiliriz. Unutmamalı ki, bir anne ve babanın kendi içinde törpüleyip iyileştiremediği her yara, kırk yıl sonra bile olsa çocuklarının hayatında bir şekilde yeniden filizlenecektir. Bizler, bizden öncekilerin bitmemiş hikayeleriyiz; ta ki o zinciri kırma cesaretini gösterene kadar.
Hayata Dair
"Resimlere bak Mektubumla avun Şarkılar tut Kendinden vazgeç Yastığına sarıl Korkular tut Dağılsın kalbin Öl hatta orda Lanetler yağdır Beni hatırla Her telefona sen çık Her kapıya sen koş Beni hatırla Sen bir yerlerde Ben bir şehirde Akşam olunca Beni hatırla" 🎧 🎶🎶 Nazan Öncel🎶🎶
Müzik
Stres ve Tasavvuf
"Gelecekte bu çağ, teknoloji çağının yanı sıra, stres çağı diye de anılacak... Peki ne olmuştur insanlara? Niye bu hale gelinmiştir? Sebebi açıktır. Çünkü hiçbir devirde insanoğlu fıtratına karşı bu derece insafsız bir savaş açmamıştır... Çünkü hiçbir devirde delilsiz senetsiz bir sürü saçma teorilerle yaratılış inkara kalkılmamış, ateistlik, deistlik bu denli moda olmamış, müslüman ülke insanlarının kafası bid'atlerle bu denli karıştırılmamıştır. Şunu herkes bilmelidir ki, inanmak organizmamızın ihtiyacı gereğidir. Mesela yemek ihtiyacı yiyerek, uyumak ihtiyacı uyuyarak giderilir. Pekala insanlarda Öyle arzular öyle korkular vardır ki kesinlikle insanlar o korkulara karşı bir rahatlama getiremezler... Ölümden korkmak, ölümsüzlüğü arzulamak... vs. gibi. Nasıl doyuma ulaşacaktır bu arzular. Nasıl gidecektir bu korkular ki strese girmeyelim..." ~Abdülkadir Yılmaz /Feyz Dergisi
Din