Film tadında bir roman.ters köşeli bir kurgu. Ben okurken keyif aldım.dili yazarın diğer kitapları gibi akıcı.yormayan çabuk akan bir roman .bence filmi çekilebilir :)
Kocamın KarısıAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 202686 okunma
CHRIS CARTER-ÖLÜM SANATÇISI
.
.
.
Her kitabında daha beni ne kadar şaşırtabilir diyorum ama her birinde ayrı bir duygu yaşıyorum #ölümsanatçısı çok bambaşka bir kurguydu.
Işlenen üç cinayet var bu sefer bir savcı, sonrasında bir polis ve en son bir psikolog....
Kulağa çok şaşırtıcı geliyor değil mi farklı mesleklerdeki insanların ölümleri, onların aralarında ki bağ neydi diye?
Katil bu sefer cesetlerle iyle bir oynar ki arkasında bıraktığı şekiller, ne yandan baksaniz farklı bir zaman kazandırıyor.
Hunter bu cinayetleri çözmeye çalışır katilin ne anlatmak istediğini, şekillerin neye benzediğini ama daha önce gördüğü hiç şeye benzemediğini fark eder.
Bu vaka da Hunter ve Garcia'ya yardım eden Alice Beamont vardır keskin zekası ve bulduğu ipuçları ile katile yaklaşmalarını sağlar.
Aşırı zekice işlenen bir kurgu ,katılın gölge oyunları, yaptığı şekillerdeki büyük anlamlar ,ters köşeli sonu ile şaşırtan bir kitap okudum.
Zaten ne yazsa okurum asla pişman etmiyor kitapları, her kitabın da ayrı bir heyecan ayrı bir zevk alıyorsunuz.
Seriye hız kesmeden devam daha okunacak iki kitabım var :)
Ölüm SanatçısıChris Carter · Pegasus Yayınları · 2025184 okunma
Freida McFadden’dan yine hızlı akan, merak duygusunu sürekli canlı tutan bir gerilim kitabı okudum.
Tricia ve Ethan’ın yeni bir başlangıç yapmak için gittikleri eski malikâne, geçmişte kaybolan Dr. Adrienne Hale’in sırlarıyla birlikte bambaşka bir hâl alıyor. Evde bulunan terapi kayıtlarıyla birlikte sadece bir kayboluşun değil, insanların sakladığı gerçeklerin de peşine düşüyoruz.
Kitap boyunca sürekli “kim doğru söylüyor, kim bir şey saklıyor?” diye düşünüyorsunuz. Yazarın en güçlü yanı bence okuyucuyu şüphe içinde tutması ve sayfaları hızlı çevirmeyi sağlaması.
Ama bazı yerlerde karakterlerin biraz daha derin işlenmesini isterdim. Olaylar çok hızlı ilerlediği için bazı duyguların üstünden çabuk geçilmiş gibi hissettim. Yine de akıcılığı sayesinde kısa sürede biten, merak ettiren bir okuma oldu.
Freida McFadden sevenlerin keyifle okuyacağı, bol sır ve ters köşeli bir kitap.
Kitabı herkese tavsiye ediyor,keyifli okumalar diliyorum
Distopyaların atası sayılan,1984 ve Cesur Yeni Dünya’ya ilham veren Yevgeni Zamyatin’in Biz romanı...
Okurken zaman zaman çok zorlandım ve sıkıldım.Eğer Cesur Yeni Dünya gibi akıcı,canlı bir dünya tasviri bekliyorsanız benim gibi biraz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.Yazar bizi dışarıdan izlediğimiz hareketli bir evrene değil,ana karakter D-503’ün boğucu günlüğüne hapsediyor.Karakterin sürekli kendi içine dönen iç sesi ve sayıklamaları arasında bazen gerçekten daraldım.Tasvirler o kadar azdı ki atmosferi gözümde canlandırmakta zorlandım.
İnsanların isim yerine numaralardan ibaret olduğu, herkesin robot gibi yaşadığı camdan bir dünya burası. En tepede de "Velinimet" adında mutlak bir lider var. Devletin iddiası ise net: "Son devrimi yaptık,kusursuz düzeni kurduk."İşte tam bu noktada,kitabın alıntısı her şeyi özetliyor:"Bana son sayıyı söyleyebilir misin? Sayıların sonu yoktur.O halde nasıl son bir devrimden bahsedebilirsin?"
Fakat bana göre kitabın asıl anlatmak istediği her şey, bütün o felsefe tamamen Sonsözde gizliydi.
Yazar her şeyin sabitlendiği bir sistemin artık canlı olmadığını, öldüğünü söylüyor.Düzen ve güvenlik uğruna duygulardan, hayal gücünden vazgeçersek (kitaptaki o korkunç Büyük Ameliyat gibi) robottan farkımız kalmaz. İnsanı insan yapan şey hataları ve içindeki o öngörülemeyen enerjidir.Kitabın bütün ağırlığı o son sözde toplanmıştı sanki.
Bir de düşünmeden edemiyorum; bu distopya ve bilim kurgu yazarlarına gerçekten ayrı bir saygım var.
Müthiş bir öngörüleri var!
Zamyatin bu kitabı 1920 yılında yazdı.Ama yüz yıl öncesinden bugünün şeffaf,her şeyin ortada olduğu dünyasını, insanların birer dataya ve numaraya dönüşeceğini resmen bilmiş.Geleceği bu kadar isabetli tahmin edebilmeleri gerçekten inanılmaz.(Bu konuda kafamda farklı teoriler var hiç o
Felsefe, şiir, resim, müzik, edebiyat, tiyatro, doğa ve Japon kültüründen esintilerle dolu bir kitaptı. Ancak okurken insanı sıkabilecek de bir kitap eğer derin kitaplar okumayı sevmiyorsanız asla size hitap etmez. Benim için biraz karışık bir okuma deneyimi oldu. Kitabı bitirdiğimde ne tamamen sevdiğimi ne de tamamen sevmediğimi söyleyebilirim tek emin olduğum şey okurken biraz sıkıldığım... Bazı bölümlerinde yer alan cümleler etkiledi beni ama genel olarak çok da sevemediğim bit kitap oldu. Yine de kitabın edebi değerini inkâr etmek elbette mümkün değil. Özellikle klasik Japon edebiyatını seven, sakin ilerleyen ve bolca düşünsel çözümleme içeren eserlerden hoşlananların sevebileceğini düşünüyorum.
Aslında kitabın atmosferi ve hikayesi güzeldi. Ancak hikâyenin ilerleyişinden çok düşüncelere ve gözlemlere odaklanılması, kitaba bağlanmamı zorlaştırdı biraz.
Kısaca konusunu anlatayım: Bir ressamın, sanat üzerine düşünmek ve doğayla bütünleşmek adına dağlık bir bölgede yer alan bir kaplıcaya yaptığı yolculuğu ve o kaplıcada kaldığı sürece edindiği tecrübeleri anlatıyor.
Ama dediğim gibi, kitapta öne çıkan şey konunun ilerleyişi değil; tamamen felsefi boyut.
Geçmişim hakkında sorular sormayan bir işveren bulmak çok zordu. Bu yüzden Garrickler mucizevi biçimde beni şehir manzaralı çatı katı evlerini temizlemek ve ışıl ışıl mutfaklarında yemek yapmak üzere işe aldıklarında şansıma şükrettim. Bir müddet orada çalışabilir,istediğimi elde edene kadar sessiz kalabilirdim.
Milly'i bakalım bu macerasında neler bekliyor
Bol ters köşeli muhteşem bir kitap daha okudum. Kütüphanemde niye bu kadar beklettim diye kendime söylenmedim değil.Herneyse kesinlikle bu tarz sevenlere tavsiye ederim,kitaplarla ve sevgiyle kalın