İpi sıkı tut
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 73. kitabı
"Kalbim bir hazine sandığı... İçi tıklım tıklım çocukluk dolu. O sandığın en nadide parçalarından biri de babamla uyku öncesi yaptığınız şahane sohbetler."️ ️Tatmadan tadın ne olduğunu, işitmeden sesin ne olduğunu, görmeden görmenin ne demek olduğunu nerden bilecekti insan, Yaradan vermeseydi bu nimetleri. Furkan doğuştan görme engeli olan bir çocuktur. Doğduğu anda kararmıştı dünyası. Sabırlı, dirayetli olan annesi hep yanında olmuş. Babası da tabii. Kardeşi Nehir, peynirin tadını beğenmezken annenin ağzında bir çift söz " Bunu bulamayanlar var." Tek başına yaptığı her işte bir çift buğulu göz Furkan'ı sesizce hep takip etti: Anne. ️Siz hiç umutsuzluk kuyusuna düştünüz mü? Dipsiz, karanlık ve sessiz olan. ️ ️Bir yerini çarpar, bir şeyi kırar diye kımılmadan durmasını isyenlere "Ben biblo muyum" der Furkan. ️Karanlık dünyasında içine mi kapansın, sessiz mi dursun, yerinden kıpırdamasın mı? ️Kulaklığını takar, sesli kitaplar dinler: "Çocuk, Köstebek, Tilki ve At", "Küçük Prens". ️ ️Bu kitaplar sayesinde Furkan kendine inanmaya, bir şey yapmaya karar verir. İlk iş olarak herkesin gittiği bir okula gider, braille alfabesini öğrenir. Okul yolunda yaşadığı zorluklarla baş etmeyi, zorbalıklarla, kötü düşüncesi olan ve kendisine acıyan insanlarla "Karanlık Gölge" ile baş etmeyi öğrenir. Okul yolundaki yoldaşı, dostu Kamar adlı köpeği onu birçok zarardan korur. ️Bu hikayede; zorluklarla başmedebilmeyi, empati kurabilmeyi, dost olabilmeyi, engelli bir ailede yaşamı, iyiliğin gücünü, azmi, hayvan sevgisini bulacaksınız. İpi sıkı tutmayı öğreneceksiniz.
İpi Sıkı TutYusuf Yıldız · Nesil Çocuk Yayınları · 202553 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 57. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 22:48
Çocuk, Köstebek, Tilki ve At kısa sürede okunabilen bir kitap olsa da içinde oldukça derin anlamlar barındırıyor. Basit cümlelerle yazılmış olmasına rağmen verdiği mesajlar hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap ediyor. Kitap; cesaret, sevgi, dostluk, umut ve kırılganlık gibi duyguların doğal olduğunu anlatırken, insanın değerini başkalarının düşünceleriyle ölçmemesi gerektiğini de hatırlatıyor. Çocuklara kendilerini oldukları gibi kabul etmeyi ve zor zamanlarda yardım istemenin bir güçsüzlük değil, cesaret göstergesi olduğunu öğreten sıcacık bir eser bence.
Çocuk, Köstebek, Tilki ve AtCharlie Mackesy · Mundi Yayınevi · 20215,7bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 12:48
Emil Cioran'ın "Çürümenin Kitabı" (Orijinal adıyla Précis de décomposition) zihinsel ve psikolojik olarak oldukça yoğun, sarsıcı ve acımasız gerçekleri yüzümüze vuran antinatalist bir kitaptır. Keskin bir nihilizm ve derin bir karamsarlık barındıran bu eserde Arthur Schopenhauer, Albert Camus, Friedrich Nietzsche gibi filozofların görüş ve bakışlarından yer yer fikirler ve atılgan cümleler göreceksiniz. Okunması inanılmaz derecede keskinlik, odaklanma ve düşüncesel metabolizma gerektiren bu eseri okumak halihazırda nöronlarınıza yapışmış kokuşmuş geleneksel ideolojilerin (dinler, siyasi söylemler, felsefi akımlar) yıkılmasına ağır bir ekseriyetle neden olacaktır. Cioran'a göre insanın en büyük trajedisi hayatta bir "anlam" olduğuna inanması ve bu uğurda bir köstebek misali sürekli ilerlemeye çalışmasıdır. Insanlar uğruna olecekleri putlar, dinler, ideolojiler yaratırlar. Fanatikligin anti maddesi olan şüphecilik ve eylemsizlik Cioran'ın en keskin silahıdır. Varoluşun bir hata olmasının, yaşamanın bir çürüme, sabah uyanıldığında ağızda acı bir tat bırakan doğmuş olmanın ve yaşamak zorunda olmanın ve insan olmanın ağır yeknesak cezasını çekmesinin bie trajedi olduğunu söyler Cioran. Schopenhauer' nasıl hiçligin o serin, vurdumduymaz sakın sessizligin içinde rahatlık ve huzur buluyorsa, Cioran da doğmanın, hiçliğin huzurundan koparılıp zamanın ve acının içine atıldığımızı düşünmektedir. Cioran bilinçli olmanın bir mucize değil tam tersine bir biyolojik yıkım olduğunu savunur. Düşünmenin zihinsel düzeyde bir sinapslar savaşı olduğunu, düşüncelerimizin bizi kuytu köşelerde yalnızlıkla bogusturan bir zincir olduğunu savunur. Zamanın insanı yavaş yavaş çürüten, asindiran, tuketen bir canavar; hakikatin tehlikeli bir yanılsama; eylemin, anlamsız bir varoluş sisinde
Çürümenin KitabıEmil Michel Cioran · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 21:50
Charlie Mackesy'nin yazdığı Çocuk, Köstebek, Tilki ve At, yalnızca çocuklara değil, yetişkinlere de hitap eden etkileyici bir kitaptır. Kitap, hayatın anlamını, dostluğu, sevgiyi, cesareti ve umudu sade ama derin cümlelerle anlatır. Eserde bir çocuk, bir köstebek, bir tilki ve bir atın dostluk yolculuğu konu edilir. Bu dört karakterin sohbetleri aracılığıyla bizlere yaşam hakkında önemli mesajlar verilir. Köstebek merakı ve neşeyi, tilki kırılganlığı, at gücü ve bilgeliği, çocuk ise umut ve öğrenme isteğini temsil eder. Çocuk, Köstebek, Tilki ve At kitabı severek defalarca okunabilecek bir kitap.
Çocuk, Köstebek, Tilki ve AtCharlie Mackesy · Mundi Yayınevi · 20215,7bin okunma
9/10
·240 syf.··
2026 122. kitabı
Herkese Merhaba Bugün sizlere Reşat Nuri Güntekin kaleminden Kan Davası kitabının yorumu ile geldim Haziran ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 240 sayfalık bir kitap •Reşat Nuri Güntekin’in ölümünden sonra yayımlanan bu gizli kalmış cevher Kan Davası, edebiyatımızın en sert, en ayakları yere basan toplumsal gerçekçi romanlarından biri. Kitabı bitirip kapağını kapattığımda, içimde Anadolu'nun o çetin rüzgarı esiyordu sanki. Tür olarak tam bir toplumsal eleştiri ve karakter romanı. •"Bütün hayatımda yalnız yaşamıştım. Mektepte yalnız, hatta ordunun kalabalığı içinde yalnız..." Ömer, Balkan ve Dünya Savaşları'nda cepheden cepheye koşmuş, gençliğini oralarda bırakmış eski bir subay. Savaş bitince asıl savaş cehaletle diyerek köy öğretmeni oluyor. Odasında hâlâ portatif asker karyolasıyla yatan, kalabalıklar içinde bile yalnız olan ama bu yalnızlığı sulu boyalarıyla, resim çizerek lezzetli bir sığınak haline getirmiş.  •Ömer’in gittiği yer öyle sıradan bir köy değil; gerçek bir ay ili gibi dünyamızın üstünde asılı kalan Yukarı Sazan Dağı... İnsanların açlıktan kurt sürülerine baltalarla saldırdığı, köstebek yuvalarında yaşadığı vahşi bir izolasyon. İşte bu çetin coğrafya, Aşağı ve Yukarı Sazan köyleri arasında nesillerdir süren, ilk nedenini kimsenin hatırlamadığı o körü körüne inandıkları kan davası canavarını besliyor. •Peki, bunca savaştan çıkmış yorgun bir adam, neden bu vahşi dağ başında eşkıyalarla ve bu anlamsız nefretle uğraşır? Ömer’i yıllar önce Bozova İstasyonu’nda karşılaştığı, ona kırık bir çeşme tasıyla su içiren, kimsesiz adsız bir küçük kızın hatırası buraya bağlıyor. Ömer o kızı hiç unutamamış, sürekli onun büyümüş halini resmetmiş. •Çünkü o adsız kızın temsil ettiği çocuk şefkati ve vicdan Ömer’in omuzlarına tırmanmış bir kere. "Nereye gitsen avucundaki su tası ve
Kan DavasıReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 2026857 okunma
YARALARIN VE YARALILARIN TARİHİ
10/10
·199 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
Türk edebiyatında İstanbul'un baskın bir ağırlığı var. Cemal Süreya, bir yazısında bu ağırlığın azaldığını vurgulasa da metinler "İstanbul" merkezli olmaya devam ediyor. Türk edebiyatının daha kapsayıcı, çeşitli ve ülkenin bütün gerçekliğini yansıtabilmesi için taşranın, yüzeysel veya dışarıdan bir bakışla değil, kendi özgün dinamikleri, derinliği ve çeşitliliğiyle daha fazla ve daha nitelikli bir şekilde işlenmesi gerektiği açık. Dolayısıyla Türk edebiyatı ülkenin bütününü yansıtamıyor. Taşranın zengin karakter ve mekân potansiyeli göz ardı ediliyor. Taşra işlendiğinde bile, bu genellikle İstanbul'dan bakan bir gözle romantize edilerek, egzotikleştirilerek veya tam tersine aşağılanarak, karikatürize edilerek yapılabiliyor. Bu sebeple de taşra insanının derinliği, çatışmaları ve gerçekliği yerine basmakalıp tiplerle karşılaşıyoruz. Göç, yoksulluk, toprak sorunları, kültürel çatışmalar gibi taşrada yoğun yaşanan temalar eksik kalıyor. Anadolu'nun zengin folkloru, yerel ağızları, inanışları ve yaşam pratikleri edebiyat için büyük bir kaynak olmasına rağmen, İstanbul merkezli bir bakış açısı bu zenginliği yeterince değerlendirilmiyor. Bu eleştirilerin "anlamlı" olması için bile öncelikle aksi örneklerin ete kemiğe bürünmesi şart. "Hafriyat" işte tam da bu sebeple dikkate alınması gereken bir roman. “Hafriyat”, Osman Özarslan’ın ilk kitabı olmasa da ilk kurgu kitabı. Özarslan, romanına epigraf olarak Fransız sürrealist şair Joë Bousquet’in o meşhur aforizmasının ilk kısmı seçmiş. “Yaralarım benden önce de vardı.” Pekala, Karacaoğlan’ın “Kim var imiş biz burada yoğ iken” de olabilirdi epigraf. Çünkü roman kelimenin tam anlamıyla bir kazı çalışması. Geçmişi, kültürü, dili, geleneği, travmaları kazıyor roman boyunca. Geçmişi katman katman farklı zaman dilimlerinde takip
HafriyatOsman Özarslan · İletişim Yayınnları · 202534 okunma