Bir uçurtmaya tutunup gitmiştin buradan belki de ben gitmiştim kimsenin Fatiha bilmediği bir köyde ölmüştüm “benim var olmadığımı” söyleyen hasta bakıcıyı elindeki nehirle boğmaya çalışmıştın sen de.
İçimden gelen/ günce
Eskiye nazaran daha sessizim. Daha çok okuyorum ve daha çok dinliyorum. Annem, “1940’larda gibi davranma,” diyor tebessüm ederek ama ben zamanı daha geriye sarıyorum. “Sen de hep dertli şeyler çalıyorsun, hadi bir de Erik Dalı…” Yok, beceremiyorum. Bağlamam hep kendini şiirde buluyor. “Kafayı mı yedin, tek başına ne yapıyorsun köyde?” sorusunun muhatabı elbette benim fakat susmak biraz da anlaşılmak telaşı. İçime kapanmak değil, içime sığınmak bu bendeki. Geçmişle barıştım ve günlerin bir anda son bulacağını idrak edebiliyorum artık. Tek sevincimiz yatsıyı erken kılmak oldu. Yarışa girmiyorum ve bu sebeple kaybetmiyorum. "Olsun," diyorum her şeye, "olsun, vardır bir sebebi." Her şeyin bir sebebi vardır. Şimdi yorgun argın, tek kişilik doğa sessizliğinden dönüp elime kitabı aldığımda idrak ediyorum tüm beynime yapışan soruları. Sahi diyorum, ben miyim bu savaşın endişesi… Niye yazıyorsam böyle şeyleri…
Bayramlar için eve ultra büyük boy kahve makinası almak lazım ben yetişemiyorum. He bir de kıyma çekme makinası iyi olur köyde kimsede yok kilosu da 20 tl evin bahçesine koyduk mu valla güzel ticaret olur.
Yanlız ben...
Kimsenin Fatiha bilmediği bir köyde büyüdüm...
Alıntı
BİR BÜYÜKTEN BAYRAM ANISI DİNLEMEK
Yanınızda yörenizde, görmüş geçirmiş, yüzü yılların getirdiği çizgilerle dolu, saçı sakalı aklaşmış bir büyüğünüz varsa, onun hikaye ettiği anıları dinleyin can kulağıyla. Ben az önce öyle yaptım. Bayramlaşmanın artık sadece parlak ve soğuk bir ekranda kaldığı zamanlardan değil de, telefonun bile sadece bir ya da iki hânede olduğu zamanlarda, hatırasında kalan bir bayramı anlattı ihtiyar babam. Bayram günü “Misafirimiz var, müsait değiliz!” diye cevap aldığı bir telefon konuşması üzerine. Şöyle ki; “Ben, falanca köyde imamdım. Bayram namazından sonra cemaat dağılmazdı. Tüm cemaat, belli bir plan dahilinde ve kimseyi de atlamadan, tüm köye bayramlaşma ziyaretine giderdik. Bu bazen öğle, bazen ikindi namazına kadar sürerdi. Bir eve bayramlaşmaya giderken, cep telefonu yok tabi, habersiz gidilirdi ve bizim o eve gittiğimizi gören diğer köylüler, ellerinde ve evlerinde ne varsa, sofraya koyardı. Ben bunu, sadece imamlığımda değil, çocukluğumda ve hatta delikanlılığımda bile yaşadım.” Ben bu anıyı, babam yukarıda bahsettiğim cevabı alması üzerine ondan dinledim. Çat kapı bayram ziyaretlerinden, bayram ziyaretine “misafir” engeli koymaya, biz ne ara geldik? İyi Bayramlar!
Bu da bir Ayser İpek klasiğidir
Şiir yazıyormuşsun dedi biri Doğrudur efendim, yazıyorum. Gençlik vakitlerimdendi...