Yanınızda yörenizde, görmüş geçirmiş, yüzü yılların getirdiği çizgilerle dolu, saçı sakalı aklaşmış bir büyüğünüz varsa, onun hikaye ettiği anıları dinleyin can kulağıyla. Ben az önce öyle yaptım.
Bayramlaşmanın artık sadece parlak ve soğuk bir ekranda kaldığı zamanlardan değil de, telefonun bile sadece bir ya da iki hânede olduğu zamanlarda, hatırasında kalan bir bayramı anlattı ihtiyar babam. Bayram günü “Misafirimiz var, müsait değiliz!” diye cevap aldığı bir telefon konuşması üzerine.
Şöyle ki;
“Ben, falanca köyde imamdım. Bayram namazından sonra cemaat dağılmazdı. Tüm cemaat, belli bir plan dahilinde ve kimseyi de atlamadan, tüm köye bayramlaşma ziyaretine giderdik. Bu bazen öğle, bazen ikindi namazına kadar sürerdi. Bir eve bayramlaşmaya giderken, cep telefonu yok tabi, habersiz gidilirdi ve bizim o eve gittiğimizi gören diğer köylüler, ellerinde ve evlerinde ne varsa, sofraya koyardı. Ben bunu, sadece imamlığımda değil, çocukluğumda ve hatta delikanlılığımda bile yaşadım.”
Ben bu anıyı, babam yukarıda bahsettiğim cevabı alması üzerine ondan dinledim.
Çat kapı bayram ziyaretlerinden, bayram ziyaretine “misafir” engeli koymaya, biz ne ara geldik?
İyi Bayramlar!