“…deneyimlenen şey yalnızca söylemenin (dile getirmenin) olanaksızlığı değildir; asıl deneyimlenen, bir dilden yola çıkarak konuşmanın olanaksızlığıdır…”
…biz elimizdeki bütün araçlarla, kendimiz de çoğu zaman düşünmenin saçmalığına inansak bile bu gelişmeye karşı koysak da, düşünmenin bütünüyle anlamsızlık olduğunu çoğu zaman biliyorsak da, öte yandan da bizim düşünmenin anlamsızlığını bilmeden hiç ve hiçbir şey olduğumuzu biliyoruz. O zaman kitlenin, her yaptığı açıklamada kolaycılığı reddetse de varolmaya cesaret ettiği kolaycılığa dayandırıyoruz kendimizi, diyor Oehler, ama doğal olarak biz kitlenin kolaycılığı içinde kolaycı olmayı başaramıyoruz. Ama zaman zaman yanılgıya dayanmak dışında bir şey yapamayız, diyor Oehler, yanılgıya, yani bütün yanılgılara bırakırız kendimizi ve özellikle de yanılgı dışında bir şeyin içinde olamayız. Çünkü aslında, diyor Oehler, sizin de bildiğiniz gibi her şey yanılgılıdır. Biz bu gerçek içinde varoluyoruz, çünkü bu gerçeğin dışında asla varolamayız, hiç değilse her zaman varolamayız. Varoluş yanılgıdır, diyor Oehler. Bunu iyice erkenden kabullenmeliyiz ki varoluşumuzu sürdüreceğimiz bir dayanağımız olsun, diyor Oehler. Yanılgı buna göre en gerçek temeldir.