Bu diva da kim
Gözlerimi ondan ayırmadan, “İyi misin, Kozmo?” diye sordum Marlo’ya. Marlo homurdanırken hiç de mağlup olmuş gibi gözükmeyen adam, “Kozmo mu?” diyerek güldü. Yüzünü Marlo’nun olduğu tarafa çevirdi. “Evet, tabii ya. Ben de Sterling. Daha sahte bir sahte isim seçebilir miydin, Çırpıkanat?”
Kızıl saçlı biri... Hmm bu bana birini hatırlatıyor
"Ben de Kozmo olacağım, " dedi o da... "Küçükken tavernanın birinde çalışan kızıl saçlı bir kızdan ücreti karşılığı dinlediğim bir hikaye vardı. İnsanlarla Merza'nın aynı dünyada yaşadığı bir masal. Oradaki genç korsanın adı."
Sayfa 67·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bu ümmet, Allah'ın hükümlerini bırakıp çeşitli Hıristiyan toplumlarının kanun, düzen ve hükümlerini ithal ettiği, onların sistemlerini taklit etmeye çalışarak Allah'ın dinini mahkûm ettiği andan itibaren, bu amellerinin dünyevi cezası olan "zillet" azabına mahkûm edilmiş bulunuyor.
Sayfa 97 - Beka Yayınları·Kitabı okudu
Yaşasın Şeriat
Anunnaki'ler orada toplanmıştı. Dudakları yumuluydu,
Destan, ilk tanrısal anababa Apsu ile Ti'amat ve ogullan Mummu'dan başka hiçbir şeyin bulunmadıgı zamanlara kısa bir deginmeyle başlar. Apsu öncel çagın tatlı su okyanusu, Ti'amat da tuzlu su okyanusuydu; · Mummu ise olasılıkla, iki su kütlesinden yükselip üzerlerinde dalgalanan buguyu veya sisi temsil ediyordu; Enuma e/iş 13 özellikle VII. tablet: 86'da bulutlarla doğrudan ilişkilendirilmiş olması bunu göstermektedir. Bu üç tür su biri- birine karışarak, daha sonra evrenin yapısında kullanılacak bütün öğeleri içeren uçsuz bucaksız ve belirlenmemiş bir kütle oluşturdular. Henüz ne yer ne de gök vardı, bir sazlık bataklık bile görünmüyordu. Bir zaman sonra Apsü ile Ti'amat bir erkek ve kız kardeş çifti olan Labmu ile Labamu'yu dünyaya getirdiler. Bu ikisi büyü- mekteyken bir başka erkek ve kız kardeş çifti daha doğdu: Anşar ve Kişar; bunlar boyca öteki çocukları geçtiler. Bu iki tanrısal çiftin aslında ne oldukları henüz tahmin ve spekülasyon konusudur. Yıllar sonra Anşar'la Kişar'ın bir oğulları oldu. Olasılıkla babası Anşar'a çok benzeyişine atfen, ona Anu adını verdiler. Anu gök tanrısıydı; o da kendi benzeri Nudimmud'u dünyaya getirdi. Enki ve Ea adlarıyla da bilinen Nudimmud olağanüstü güç ve bilgelik sahibiy- di; yeraltındaki tatlı suların ve sihirbazlığın tanrısı, aynı zamanda Mezopotamya tanrılarının da en akıllısı ve bil- gesi oldu. Üyesi olduğu tanrılar topluluğunun içinde rakibi yoktu; hatta sahip olduğu üstünlükler nedeniyle kendi atalarının bile "üstadı", efendisi sayılıyordu. Genç tanrılar, yaşam ve canlılık dolu olduklarından, doğal olarak neşeli ve gürültülü toplantılardan hoşlanıyorlardı. Fakat bu eğlenceler yaşlı, aylak ve rabatiarına düşkün ana-babalarının ve büyük ataları Apsü ile Ti'amat'ın ciddi biçimde keyiflerini kaçırıyordu. Rahatsız edici
1000Kitap
MÖ 399'da güzel bir günde, gelmiş geçmiş en açık zihinli insanlardan biri, doğduğu şehirden sürgüne gitmek yerine ölümü seçmişti. Bu adam bilindiği üzere, Sokrates'ti. Öyle bir kararı neden verdiğini asla bilemeyeceğiz, ama anlaşılan yargılamasının müzakere aşamasının sona ermesinden sonraki ile hükmün karara bağlanmasından önceki bir noktada meydana geldi. Arkadaşlarıyla agorada, yaşamını yurttaşlarını rahatsız ederek ve arkadaşları ve takipçileriyle birlikte felsefe yaparak geçirdiği pazar yerinde ayakta duruyordu. Arkasında, akropolis ve varlıkları değilse de doğaları sorgulanan tanrılara adanmış tapınaklar yükseliyordu. Altınla süslenmiş büyük Athena, elinde mızrak tutarak ve göz kamaştırıcı Attika gün ışığında parlayarak, sessizce yukarıdan ona bakıyordu. Oyların birbirine yakın olacağını biliyordu ve neredeyse kesin olarak beş yüz jürinin büyük kısmının onun lehinde oy kullanacağını umdu. Ama umduğu gibi çıkmazsa bir ceza önermesi gerekecekti, ona suçlama yöneltenler kuşkusuz ölümünü talep edeceklerdi. Jüridekilerin çoğunun ondan kurtulmayı tercih etmekle yetineceklerini biliyordu. Eğer mahkum olursa, böylece sürgüne gitmeyi ve bazı dostlarıyla başka bir yerde yaşamayı seçebilirdi. Ancak, bu seçenek onun açısından kabul edilemezdi. Bu olasılığı neden kabul etmediğini bilmiyoruz, ama bu doğrudan ölümüne neden oldu. Dostlarının ve takipçilerinin sonradan yaptıkları açıklamalardan, onun başka bir yerde artık aynı kişi olamayacağı, kimliğinin belirli bir biçimde Atina'ya bağlı olduğu sonucuna vardığına inanıyorlardı. Sokrates'in seçimi, insanın temelde politik karakterinin bir örneğini veriyordu. Aristoteles'in daha sonra iddia ettiği gibi, insan olmak bir zöon logon ekhon, sözcüğü sözcüğüne "dile sahip canlı" ya da daha sonra çevrileceği gibi "akıllı hayvan"
Sayfa 89
3- Türk Hikmeti Hikmet, kolektif tefekkürün en yüksek eseridir. Çünkü bir milletin dehası orada bütün sihrî ve muhayyilevî unsurlarından sıyrılarak tamamıyla aklî bir hale gelmiştir. Kolektif tefekkü- rün 'hikmet haline gelmesi, onun artık kendine mahsus bir fel- sefe, bir dünya görüşü yaratabileceğini, rationnel kıymeti ka- zandığını ifade eder. Her hikmet, bütün bir milletin ırkî seciyesi tarafından meydana getirilmiş olan, fakat üzerinde hiçbir şah- sın ayrıca hissesi olmayan amelî bir felsefedir. Hikmet, bir cihetten dünya görüşü olmak itibariyle kozmo- gonilere merbuttur. Diğer cihetten de bir tarzı hareket düsturu olmak itibariyle, yine maşeri bir ahlak nazariyesidir. Bundan dolayı onu bütün kolektif tefekkürün apogée'si ad- detmek doğru olur. Tarihin muhtelif devirlerinde fikir saha- sında derin izler bırakmış olan birçok medeniyetler hikmet ya- ratamamışlardır. Bunun sebebini iki noktada toplıyabiliriz: Birincisi, o medeniyetlerde ferdiyetlerin fazla inkişafıdır. Fil- hakika bu halde, kolektif tefekkür pek çok ve hususi görüşlere ayrılır. İkincisi, onların mistik tefekkürü muhafaza etmeleridir. Bu suretle de ameli ve rasyonel bir dünya görüşü teessüs edemez. İşte bu sebeplerden dolayı Hint, İslam ve Avrupa medeni- yetleri kendilerine mahsus birer hikmet vücuda getirmiş değillerdir. Hint ve İslamın mistisizmi, Avrupa'nın gerek misti- sizmi gerek ferdî ve şahsî fikirlerin fazla inkişafı bu medeniyet- lerde 'hikmet'in doğmasına mâni olmuştur. Buna mukabil mede- niyet tarihinde iki eski milletin kendilerine mahsus ve bariz ka- rakterlere malik birer 'hikmet' yarattıkları görülüyor: Bunlar da Eski Yunan ve İran hikmetleridir. Eskiden beri edebiyat ve fikir tarihlerinde mazbut bir halde tespit edilmiş olan yalnız bu iki hikmetti. Bütün İran şair ve
Sayfa 46·Kitabı okuyor