Gerçek, Bir Sanrıdır Çoğunluk Karar Verene Kadar!
9/10
·312 syf.·
2026 27. kitabı
Alper Canıgüz’ün o bildiğimiz serseri, "suya sabuna dokunmayan" fırlama tarzı gitmiş; yerine hiperdemokrasi denilen o tekinsiz suların tam ortasına, elinde bir kova sabunla dalmış bir yazar gelmiş. Örümcek Burgacı, Alper Kamu’nun o net dünyasından çıkıp, zihnimizin çatlaklarında Stan LaFleur ile beraber kaybolduğumuz bir "kozmo-polisiye". Alternatif Bir 1974: II. Dünya Savaşı bitmiş ama bildiğimiz dünya değil bu. Kamuyu ilgilendiren her şeyin (evet, kimin öleceğinin bile!) anketle belirlendiği, "gerçeğin" en tehlikeli kavram sayıldığı bir distopya. Stan LaFleur": Alman asıllı, Türk terbiyeli, Rilke kadar dilbaz ama bir tilki kadar kurnaz bir hafiye. Alper Canıgüz bu sefer dili öyle bir ağdalaştırmış, cümleleri öyle bir labirente çevirmiş ki; "Hocam sadede mi gelsek?" dediğiniz anda sizi kozmik bir yarığın içine fırlatıyor. Sistem Gömme Sanatı: Yazar bu sefer sadece bir cinayeti değil, "çoğunluğun diktatörlüğünü" masaya yatırmış. İşler Alper’in diğer kitaplarına göre çok daha karmaşık, çok daha "beyin yakan" cinsten. Kısa Not: Kitap bittiğinde gökyüzündeki o kızıl yarık zihninizde de açılacak. Alper Canıgüz, serserilikten sistem eleştirisine vites yükseltmiş. Bakış açınızı tazelemek (ve biraz da hırpalanmak) istiyorsanız bu burgaca girin. Ama dikkat; çıkışta bildiğiniz gerçeklik artık o kadar da gerçek gelmeyebilir. Küçük bir Hiper-Demokratik Anket: Malum, bu dünyada kimin yaşayıp kimin öleceğine çoğunluk karar veriyor. Eğer o gökyüzündeki meşhur yarıktan aşağı sadece bir kişiyi atma hakkınız olsaydı, bu kim olurdu?
Örümcek BurgacıAlper Canıgüz · Everest Yayınları · 2025691 okunma
Puan vermedi·312 syf.··
2026 4. kitabı
BİR KOZMO-POLİSİYE Philip K. Dick, modern edebiyatın alternatif tarih ve distopya alanında en sarsıcı yazarlarından biri. Özellikle “Yüksek Şatodaki Adam”; II. Dünya Savaşı’nı Müttefikler’in değil, Nazi Almanyası ve Japonya’nın kazandığı bir dünya varsayımı üzerine kurularak okuru daha ilk sayfada yerleşik tarih algısıyla yüzleştirir. Dick’in başarısı, bu politik önermeyi yalnızca bir “tersine tarih” oyunu olarak kullanmasında değil; tarihin değişmez, bağlayıcı ve mutlak olduğu fikrini yapısal olarak kırmasında yatar. Distopyayı gelecekte değil; çoktan yaşanmış olması gereken bir geçmişte kurarak, okuru alışkın olduğu zaman çizgisinin dışına iter. Bu anlatı tercihi, yalnızca tarihsel bir spekülasyon değildir; insan gerçekliğini sorgulamanın etkili yollarından biridir. Çünkü geçmişin değişebilir olduğu fikri, bugüne dair kabullerimizi de güvensiz hâle getirir. Alternatif tarih anlatıları tam da bu nedenle risklidir: Gerçekliğin sorgulanması ile safsata arasındaki çizgi son derece incedir. Ancak insan doğasına, iktidar ilişkilerine ve toplumsal mekanizmalara dair yeni sorular üretebildiği ölçüde bu risk göze alınmaya değerdir. Bu çerçeveden bakıldığında, Alper Canıgüz’ün “Örümcek Burgacı” adlı romanı; Türk edebiyatında nadir rastlanan bilinçli bir alternatif tarih denemesidir. Roman, hiç yaşanmamış bir 1974 yılında geçer. Bu geçmişte, yirmi yıl önce gerçekleşmiş bir siyasal kırılma sonucunda “hiperdemokrasi” adı verilen yeni bir yönetim biçimi kurulmuştur. Görünürde katılımcı olan bu sistemde kararlar; toplumun tamamı yerine, nasıl seçildiği belirsiz ve manipülasyona açık “örneklem grupları” tarafından alınır. Temsili demokrasinin ötesine geçme iddiasındaki bu yapı, daha en başından itibaren meşruiyet sorunuyla maluldür. Romanın asıl distopik boyutu ise hiperdemokrasinin
Örümcek BurgacıAlper Canıgüz · Everest Yayınları · 2025691 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2026 10:44
Alper Canıgüz okumayı özlemişim; bence yine harika bir iş çıkarmış. İlk 50-60 sayfada “Sanırım kötü bir AKP Türkiye’si ironisi geliyor” önyargısına kapılsam da aslında yazarın, Yalta sonrası dünyanın bir parodisini inşa ettiğini gördüm. (Buradan elbette sağlam bir iktidar eleştirisi çıkar; ancak muhalif romancılarımızdan “kör parmağım gözüne” tarzı ironiler okumaktan gına geldiği için en başta biraz irkilmiştim.) Demokrasi ile faşizm arasındaki ince çizgiyi karikatürleştirmesi çok kıymetliydi. Türkiye özelinde seçtiği zaman dilimi de faşizmin kurumsallaştığı bir döneme atıfta bulunması açısından oldukça isabetliydi. Yer yer kahkaha attıran mizahıyla, yine sıkı bir Alper Canıgüz kurgusunun tadını çıkardık. İnternette metnin “distopya” oluşu üzerinden eleştirildiğini gördüm. Bence bu bir distopya değil, distopik unsurlar taşıyan bir polisiye. Dolayısıyla distopik evrenin yeterince derinleşmemiş olması bir kusur sayılmamalı; nitekim “Bir Stan Le Fleaur Kozmo-Polisiyesi” alt başlığı da bunu açıkça ortaya koyuyor. Yine bu alt başlık, serinin devam edeceği imasını taşıyor; karakterin henüz tam işlenmemesi de buna bağlı olabilir. Bugün hayatımızın her yanını saran “örümcek burgacı”nın hem özgürlüğün teminatı sayılması hem de kitabın distopik yönünü, yani “hiperdemokrasiyi” tesis etmesi hayatın büyük bir ironisi. Canıgüz bunu da en ince yerinden yakalamış. Ben çok sevdim; “bazen de eğlenceli” modunu yakalamak isteyenlere tavsiye ederim.
Örümcek BurgacıAlper Canıgüz · Everest Yayınları · 2025691 okunma
8/10
·312 syf.··
2026 4. kitabı
II. Dünya savaşı sonrası 1974 yılının paralel evreninde hüküm süren bir Türkiye karşılıyor bizleri. Türkiye dahil birçok ülke ‘hiperdemokrasi’ rejimiyle yönetiliyor. Öyle bir düzen düşünün ki; kamuyu ilgilendiren her konu halkın anketleriyle belirlenip karara bağlanıyor, sistem bilgiyi tekeline almış, ayrıcalıklı uzman zümrenin tahakkümüne son verilmiş. Düzen bir analog saat gibi tik-tak-tik-tak işler hale gelmiş. Hiperdemokrasinin temelinde yalnızca toplum kanaati esas. "Gerçek" en tehlikeli kavram. Adalet, ekonomi, eğitim, bilim, sanat, hepsinin nasıl işleyeceğine çoğunluk yani halk karar veriyor. Kimin yaşayıp kimin öleceğine de. Şayet vizeniz bittiyse, topluma anlamlı bir katkı sunamadıysanız geçmiş olsun, göz göre göre tahtalı köye göç etmek zorundasınız. Kitabın en can alıcı noktası, bir anda gökyüzünde beliren gökkuşağından hallice koca bir yarık. Başka bir evrene açılan bu boyut kapısının anlamı ne? Neden tüm dünya teyakkuzda? İnsanlığı ne bekliyor? vb. sorular bütüncül kurgunun yapı taşlarını oluşturuyor. Yazar, işte böyle distopik bir evrenin merkezine peş peşe işlenen cinayetleri aydınlatmakla yükümlü zeki, mütevazi, hümanist bir karakter koyuyor; Alman asıllı şair-dedektif Stan LaFleur. Babasının ölümünü şüpheli bulan Hanzade, durumu aydınlatması için özel dedektif Stan’e başvuruyor. Stan bir yandan üniversite profesörünün ölümünün ardındaki gerçeği araştırırken diğer yandan vizesinin bittiğini öğreniyor. Dolayısıyla aldığı bu son vaka tam anlamıyla bir ölüm-kalım savaşına dönüşüyor. Kitaplarını severek ardı ardına okuduğumuz dahi dedektifimiz Alper Kamu’nun ardından bu kez yeni bir karakterle tanıştık ve Stan’i de en az onun kadar sevdik. Yazarın siyasi metaforları, toplum psikolojisi algısı, insan haklarına atıfları ve ironik çıkarımlarıyla tebessüm
Örümcek BurgacıAlper Canıgüz · Everest Yayınları · 2025691 okunma
Uyuma Yoksa Dağlar da Uyur
10/10
·200 syf.··
2024 14. kitabı
Bir yemin doktorlar için bu kadar kutsal mıdır? Yani düşmanı bile olsa ona bakar mı? Böyle zorlu koşullarda, göz gözü göremeyecek derecede tipi bile olsa yine de görevini yapıp içini rahatlatmak ister mi bir insan? Vladimir Sorokin ile tanışma kitabım. Türkçeye çevrilmiş ilk eseri ise ''Tipi''. Tanrısal bakış açısı ile yazılan bir roman. Böyle olmasını seviyorum çünkü karakterlerin duygu durumunu derinlemesine bilmek hoşuma gidiyor. Karlı bir Rusya akşamında başlar roman. Dışardaki donmuş kar evlerin camlarının bile buz tutmasına neden olmuştur. Ama bu kadar soğuğa ve donmuş kar'a rağmen 15 verst( yaklaşık 17 kilometre) uzakta olan bir köyde Güney Amerika'dan gelen bir salgın başlamıştır. Doktor Platon İlyiç ise o köye ulaşıp yanında getirdiği iğneleri yapıp insanları iyileştirmek niyetindedir. Yolun belli bir kısmını postacı arabası ile gelen doktor bir yerden sonra atların çok yorgun olmasından dolayı bir menzil istasyonunda beklemek zorunda kalır. Kaldığı bu süre zarfında köydeki hasta insanların durumlarının daha da kötüye gideceğini bildiği için ne yapıp edip yeni bir at bulup köye yetişmeye çabalar. Burada da imdadına Kozma Dayı diğer adı ile Perhuşa yetişir. Doktor ve Perhuşa beraber kızak arabası ile tipiye rağmen yola çıkarlar. Yolda bir sürü zorluk ile başetmeye çalışırlar. Gerek dik yokuşlar, gerek kızağın kırılması gerekse yolda donmaları... Ama yine de doktorun mesleğine bağlılığı, vicdanı ve bunu bir devlet işi olarak görüp üzerine düşeni yapmak istemesi ise saygı uyandırdı bende. Daha önce de defalarca salgınlarla mücadele eden Platon İlyiç yine aynı kararlılık ile bu zorluklara rağmen devam etmek ister. Yolda mahsur kalmalarından dolayı bir değirmene sığınırlar. Perhuşa'nın daha önce geldiği ve bir daha tövbe edip gelmek istemediği bu eve dışarda
Rus Edebiyatı
TipiVladimir Sorokin · Can Yayınları · 2019145 okunma
GÜMÜŞ YÜREK-2
10/10
·416 syf.··
2024 2. kitabı
Yolu kendi yaratanlara... Öncelikle Damla'nın şu ana kadar çıkan iki kitabını da okuyanların neredeyse hepsi yazım dilinin şahaneliğine, insanı bir an durup bunu buraya bu cümlelerle nasıl anlattın diye düşündürdüğüne olan yorumuma katılacağına eminim. İlk kitapla ilgili incelememi de belki bir gün yaparım ama şimdi, daha iki gün önce bitiridiğim, sonuna olan merakım her sayfada arttığı için hızlıca okuduğum bu kitabı incelemeye koyulalım. SPOILER YOK: Söylemek isterim ki kitabın yazım dili bana puanımı yüksek vermeme neden olan en büyük etken. Sonrasında ise karakterlerin derinlikleri, gelişimleri. Eira'nın Nos'suz geçen zamanlarında onu unutmakla unutmamak arasında kaldığı yüzü böyle miydi gibi yaşadığı gitgelleri sizi bilmem ama benim çok hoşuma giden yerlerdi. Eira'nın zeki Gümüş Yürek 2 bir kız olarak ifade edilmesi, onu bunu çözmesi, ben çözemeden bilmesi arada sinirime dokunsa, kızım bir dur sen de her şeyi bilme diye sinirlendirse de bir yandan zeki bir karakter olduğu için eh, hadi iyi madem dediğim bir şeydi. Eira'nın Nos'u ölümün pençesinden, Doğal Denge'nin elleri arasından almak isteğiyle çıktığı bu yolculukta karşılaştığı engeller, önüne çıkan zorluklar, maceralar ve feylerle bu kızcağızla birlikte yüzleşiyor, yeri geliyor onunla birlikte ağlıyor onunla birlikte merak ediyoruz. Sonunda ne olacak düşüncesine yalnızca Eira değil, biz de kapılıyoruz ve elbette ki size bu partta kitabın sonunda ne olduğunu söylemeyeceğim. İlk kitabı okuduysanız bunu da kaçırmayın diyorum ve Spoiler içeren bölüme usul usul kayıyorum. SPOILER: İki kitabı okuduysanız ya da gönder gelsin, ben spoilerdan korkmam diyorsanız söylüyorum, kardeşim bu Zaina niye hep geride kalıyor? Kızım azıcık sen de bizimle aksiyonlara katılır mısın? İlk kitapta en azından ortalarında bir yerde
Gümüş Yürek 2D. N. Archeron · Guardian Yayınları · 2024875 okunma