Litvanyalı Jurgis ve ailesi, Şikago’ya çalışmaya gelen yüzlerce insanlardan biriydi. Şikago’da içi karanlık, acımasız, vahşi olaylarla dolu durumlar, süslenmiş bir şekilde insanlara sunuluyordu. Bu süslenmiş vahşilik insanları hem fiziksel hem ruhsal ölüme sürüklüyordu. Şikago’da Packingtown bölgesinde devasa et fabrikalarında işçiler ölümüne çalıştırılıyor. Bu fabrikalarda dana, sığır, domuz türü hayvanlardan sosis yapılıyor. Kitapta da yazdığı gibi sosis yapım aşamasında “domuzların çığlığı dışında her şey kullanılıyor.” Kapitalizm, kadın-erkek-çocuk ayrımı yapmadan her şeyi yerle bir ediyor. İşte Jurgis ve ailesi de kapitalizmden paylarını oldukça büyük bir şekilde alarak parçalanıyor.
Kitabın son 100 sayfasında ise roman kahramanımız Jurgis tanıştığı arkadaşı dolayısıyla şehrin kodaman tabakasını tanıyor. Fabrika yöneticileri, siyasetçiler, sendikalar vs arasında hangi olaylar dönüyor bunları öğreniyor. Evsiz kaldığı günlerden birinde sokakta dolaşırken SOSYALİZM ile tanışıyor. Jurgis,ruhu cinayete kurban gitmiş, umut ve mücadele etmeyi kesmiş bir adamdı.. Fakat “Sosyalizm” in sesi olacağına inanıyordu.
Kitap bana bir bölüme kadar ‘Gazap Üzümleri’ tadı verdi. Kitabı okuduktan sonra sosisten nefret edebilirsiniz.