orta çağlar’ın dehşeti denen şey aslında hiç var olmadı. orta çağlar’dan bir kişi günümüz yaşamını korkunç olmaktan, barbarca olmaktan çok daha beter bulur, kahrederdi. her çağ, her kültür, her gelenek ve göreneğin kendi karakteri, kendi zayıflık ve kuvveti, kendi güzellik ve çirkinliği vardır; bazı zahmetleri öylece kabul eder, bazı eziyetlere sabırla katlanır. insan hayatı sadece iki çağ, iki kültür ve iki din üst üste geldiğinde gerçek acıya, cehenneme döner. klasik çağdan bir kişi orta çağlarda yaşamak zorunda kalsaydı, bir ilkel bizim uygarlığımızda nasıl boğulursa öyle perişan olurdu. bazen bütün bir kuşağın iki çağ, iki yaşam biçimi arasına sıkıştığı zamanlar olur, işte buna yakalanan bir kuşak kendini anlama kabiliyetini tamamen kaybeder ve hiçbir ölçüsü, hiçbir güveni kalmaz, en basit uzlaşmaları bile sağlayamaz. tabii ki bunu herkes aynı şiddette hissetmez. nietzsche gibi bir yaradılış bizim bugünkü illetlerimizi bir kuşaktan da önce dert etmişti. onun tek başına ve anlaşılmadan katlandığı azabı bugün binlercesi çekmektedir.