güneş muşamba perdede tam üçü işaret ederdi. geleceğine yüzde yüz emin olduğum günler beklerken uyuyakalırdım. kapıyı tırmalar gibi vurduğu zaman nasıl duyardım rüyamın içinde. yataktan fırlardım. kapıyı açardım. rengi solmuş, nefesi boğazından gelirdi. masadan bir cigara alır yakardı.
imparatorluğun son dönemleri ile cumhuriyetin kuruluş yılları arasındaki modernleşme sendromunun hayri irdal ve halit ayarcı benliğiyle ince bir şekilde işlendiği, kara mizahın en iyi örneklerini görebileceğimiz ironik eser. okurken voltaire'in candide'ini anımsadığım anlar oldu. bu kitapta muazzam bir sarkazm söz konusu. sembolizmin doruk noktasına çıkan anlatım tarzı, muhafazakar toplum yapısı ve batıcıl entelektüel hurafe, birbirine müthiş bir şekilde harmanlaşmış ve tanpınar, okuyucuyu acımadan arafta yalnız başına bırakmış. tanpınar'ın ironiyi ince ince işlediği bu kitapta saatleri ayarlama enstitüsü'nü bir metafor olarak kullanmış.
aynı zamanda tanpınar sae'de bürokrasiye de ufuk açıcı göndermeler yaparak, zamanının siyasetçi tarafını da ortaya koymuş. bergson felsefesini halit ayarcı üzerinden kişileştiren tanpınar bu bağlamda hakikat nedir? nasıl tanınabilir? metafizik mümkün müdür?'ün cevaplarını okuyucuya bırakmış. esasında çok derin bir eleştiri içeren bu kitapta tanpınar okuyucuya şu soruyu sordurmuştur: "biz saatleri ayarlama enstitüsü'nün olmadığını biliyoruz fakat saatleri ayarlama enstitüsü'nün olmadığını nasıl iddia edebiliriz? öz benliğimizde fazlasıyla halit ayarcı'lar yok mu?" öyle bir kitap ki, kitap okuduğumun farkına varamadım, sanki bir yaşanmışlığı hatırladım.
o kendisi olmak için beni unutmaya belki muhtaç! fakat ben ancak onun sayesinde biraz kendim olabiliyorum. bu, belki de onun hiç anlamayacağı bir şey. o benim kaderimi bitmiş biliyor ve bunda haklı! fakat ben onun kaderi üstüne acz içinde titriyorum.