Kuru ayaz tüm şiddetiyle sürüyordu. Arada esen soğuk rüzgar tutukluların yüzlerini soğuk diliyle yalıyor, kulaklarını donduruyordu. Zincir de bileklerine gömülmüş, buz kesmişti. Siyasi tutuklular üşümemek için yerlerinde kıpırdandıklarında zincirler şangırdıyor, bileklerini biraz daha acıtıyordu.
Abuzer soğuğu iyiden iyiye içinde hissediyordu. Kendinden zayıf vücutlu tutukluların soğuktan nasıl titredikerini görüyordu.
"Beyler!" diye bağırdı. "Böyle hareketsiz durursak, az sonra buz adam rolü oynamaya başlayacağız. Böyle bir rolü oynamak, çevremizde dolanan bir sürü artist varken bize düşmez. En iyisi ısınmak için kollarımızdaki zincirleri fazla oynatmadan ayaklarımızı hep beraber yere vuralım."
Bu sözlerin ardından ayaklarını sırayla yere vurdu. Diğer tutuklular da onu takip etti. Az sonra bahçe bir tabur asker yürüyormuşçasına çınlıyordu. Ayak sesleri bahçeyi doldururken, tutuklulardan bir isyan marşı başladı. Şimdi sesler bahçenin duvarlarında yankılanıyor, cezaevinin içine kadar ulaşıyordu. Çok geçmeden koğuş pencerelerinden de marşlar yükseldi. Tüm cezaevi aynı ağızdan marşı haykırıyordu.
Komutan, odasında, önündeki raporları inceliyordu. Birden patlayan marş sesleriyle irkildi. Hızla koridora fırladı. Önüne ilk çıkan askere telaşeyle "isyan mı başlattılar?" diye heyecanla sordu.
Cezaevinde büyük bir karışıklık yaşanıyordu. Sağda solda düdükler ötüyor, askerler, subaylar telaşeyle görev yerlerine koşuşturuyordu. Gardiyanlar kara coplarla mahkemeye götürülmek için bekleyenlere saldırıyorlardı. Duvarların üzeri silahlı gardiyanlarla kuşatılıyordu.
Koridorda rastgeldiği bir subay, komutana olayın gelişimini anlattı ve olayın mahkemeye götürülecek tutuklular, ama esas olarak da Abuzer tarafından başlatıldığını söyledi.
Coplar tutukluların üzerine iniyor, cop