Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kuru ayaz tüm şiddetiyle sürüyordu. Arada esen soğuk rüzgar tutukluların yüzlerini soğuk diliyle yalıyor, kulaklarını donduruyordu. Zincir de bileklerine gömülmüş, buz kesmişti. Siyasi tutuklular üşümemek için yerlerinde kıpırdandıklarında zincirler şangırdıyor, bileklerini biraz daha acıtıyordu.
Abuzer soğuğu iyiden iyiye içinde hissediyordu. Kendinden zayıf vücutlu tutukluların soğuktan nasıl titredikerini görüyordu.
"Beyler!" diye bağırdı. "Böyle hareketsiz durursak, az sonra buz adam rolü oynamaya başlayacağız. Böyle bir rolü oynamak, çevremizde dolanan bir sürü artist varken bize düşmez. En iyisi ısınmak için kollarımızdaki zincirleri fazla oynatmadan ayaklarımızı hep beraber yere vuralım."
Bu sözlerin ardından ayaklarını sırayla yere vurdu. Diğer tutuklular da onu takip etti. Az sonra bahçe bir tabur asker yürüyormuşçasına çınlıyordu. Ayak sesleri bahçeyi doldururken, tutuklulardan bir isyan marşı başladı. Şimdi sesler bahçenin duvarlarında yankılanıyor, cezaevinin içine kadar ulaşıyordu. Çok geçmeden koğuş pencerelerinden de marşlar yükseldi. Tüm cezaevi aynı ağızdan marşı haykırıyordu.
Komutan, odasında, önündeki raporları inceliyordu. Birden patlayan marş sesleriyle irkildi. Hızla koridora fırladı. Önüne ilk çıkan askere telaşeyle "isyan mı başlattılar?" diye heyecanla sordu.
Cezaevinde büyük bir karışıklık yaşanıyordu. Sağda solda düdükler ötüyor, askerler, subaylar telaşeyle görev yerlerine koşuşturuyordu. Gardiyanlar kara coplarla mahkemeye götürülmek için bekleyenlere saldırıyorlardı. Duvarların üzeri silahlı gardiyanlarla kuşatılıyordu.
Koridorda rastgeldiği bir subay, komutana olayın gelişimini anlattı ve olayın mahkemeye götürülecek tutuklular, ama esas olarak da Abuzer tarafından başlatıldığını söyledi.
Coplar tutukluların üzerine iniyor, cop
Her zaman ve her yerde halk için şunlar söylenmiştir:
"Millet sarhoş ve tembeldir, çalışmak istemez, kabadır, açgözlüdür, zalimdir."
Bir de bunun tersine şu söylenir:
"Halk, bütün büyüklüğünü sabır ve tahammülde göstermektedir. Aç kalır, soğuktan donar, pislik içinde yaşar fakat şikayet etmez, bunlara katlanır."
Milletin bu katlanma gücünden aşk ve heyecanla söz edilir. Milletin sabır ve tahammülü bir din derecesine yükseltilir. Zaten Hristiyanlığı sabır ve tahammül dinine çevirmemişler midir?
Snelman, sabır ve tahammülün ibadet derecesine yükseltilmesine, halka da halkı böyle görenlere de kızardı.
En büyük sefalet ve yokluklara karşı millete tahammül tavsiye eden elit insanlara kızardı.
Sonra, bu durumlara katlandığı için halka da kızardı. Halkın düşünce yönünden uyuşuk olmasına, hayatın maddi ve manevi sefaletiyle hukuksuzluğa ve sarhoşluğa alışmasına sinirlenirdi.