"Bu arabesk yaşamı ben istemedim ki, sefil hayatlarınız nice vasatlıklara gebedir." - acıların çocuğu safların safı kederli bıçkın ve Dionysos çu genç Werther
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024149,9bin okunma
Şimdi "TÜRK şiirinin zirve şairleri" esasında saçma sapan bir laf. Çünkü göreceli olan şeylerin iyisi kötüsü de göreceli olur falan filan. Ancak bazı ayrıntıları seçmemiz mümkündür. Bu tabiki gene kişisel bir şey olur ama "genel estetik" açısından ve şiirin "ne olduğu" üzerinden yola çıktığımızda, şiir nedir sorusuna şiirlerinde cevap verebilen şaire "zirve" diyebiliriz.
Mesela, Melih Cevdet "Teknenin Ölümü" şiirinde der ki, "Ruh şarabı gördü üzümden önce" bunu okuyunca azıcık felsefe okumuş adamın aklına mağara alegorisi gelir. Aklımıza bu geliyorsa, demek ki Melih Cevdet şiirin yaratıcılığını kullanabilen, onu felsefi alana taşıyabilen, kafiyelere, hecelere falan sıkıştırmayan bir adam. Bir de şunu da bilmek gerekir, şiir aslında ilk çağdan bu yana değişmiyor. Sürekli kendi içinde deviniyor, ama sadece "Aşk", daima onun ruhuymuş gibi hayatta kalıyor, mesela TÜRK şiirinde fantastik şiir denince akla İsmet Özel, Turgut Uyar gibi isimler gelir. İşte ulusalcı-İslamcı falan diyince Mehmet Akif, Nihal Atsız gibi gibi. Ama direkt olarak şiir denilince toplumun kafasında "Aşk" belirir. Nitekim şiir ve aşk aynı şeydir. Bütün temalar aşktan devinmiştir. "Süt kan olmak için devinir". Aşkın içinden her türlü fanatizm,distopya, milliyetçilik, hatta militarizm bile çıkar. Ben Melih Cevdet'in tek bir dizesinden bunları çıkartıyorsam, Melih Cevdet şiirin babasıdır. (Uzun olmasına rağmen akan şiir, şiir gibi şiirdir ve Melih Cevdet'in en iyi şiirleri uzun şiirleridir.
Ek olarak: "Han Duvarları" şiirini okuyana kadar en iyi TÜRK şiirini "Teknenin Ölümü" sanırdım.
-Başkaldırabildiğin sürece var olabilirsin.
SİSİFOS-UYUMSUZ İLİŞKİSİ
"Sisifos Söyleni"nde Camus üç temel olgunun altını çizer: Uyumsuzluk, varoluşsal kaygı ve başkaldırı. Bu üç temel olguya dair yaptığımız her çıkarım, uyumsuza karşı vurulmuş bir darbedir.
Sisifos tanrılar tarafından bir kayayı durmaksızın bir dağın tepesine kadar çıkarmaya mahkum edilmiştir. Kayayı çıkarmak için ne kadar uğraşsada her seferinde kaya tekrardan yere düşer. Bu ceza paralel bir şekilde modern insanın monoton hayatına bir göndermedir. Modern insanda sonunun ne olacağını bilmeden yahut birşeye ulaşacağını bilmeden yaşamaya devam eder. Buysa Camus'nun önemli olan tek felsefe sorunu olarak işaret ettiği, "intiharla" alakalıdır. Yaşam içerisindeki bu kaygıları, hüzünleri, sıkıntıları ve bu saçmalığı bir kenara atıp, intiharı tercih etmeyerek yaşamına devam eden insanda yaşama karşı bir başkaldırıda bulunur.
"Saçma" bir kavram değildir. Bir duygudur.
Camus'ya göre saçmalık bir süre sonra duyguya devinerek bir "uyumsuzluk" ortaya çıkarır. Bu uyumsuzluk neticesinde karşımıza çıkan bütün bu saçmalıklar bizlere bir "absürdlük" olduğunu gösterir. İşte bu absürdden sıyrılıp özgürlüğün gücü ile yaşamın içerisinde bir anlam yaratmakta sadece insanın yapabileceği bir şeydir. Çünkü Camus için hayatta anlam bulmak mümkün değildir. İnsan, sadece kendi çabasıyla bir anlam ortaya koyabilir.
İntihar süreciyse bu eylemler benimsenmediğinde başlar. Yaşam içerisinde bir anlam yaratamayan insan sadece "uyumsuz" olana can verir ve yaşayarak bunu besler. Çünkü Camus'ya göre yaşamak, uyumsuz olanı yaşatmaktır.
Sartre diyorki, "Yabancı adlı eserinde Camus, saçma duygusunun deneyimlenmesini, Sisifos Söyleni'nde ise bu duyguyu bir kavram olarak felsefi düzeyde geliştirmeyi amaçlamaktadır.
SONUÇ
Camus'nun
Makber
İstihbarat kurdum düşüne korkma tuzak değil
Bakan yok bu gece, sen iyi bak yıldızlara
Yıldızlar uzak değil
Kalbimin çarşısından geldim, betim benzim attı
Ben hangi kavrama tutunsam orda kan patladı
Kabuk attı
Birlikte yürüdüm hangi marşı bana reva gördüysen
Her defasında yeniden ayaklandım beni sen kaç kez gömdüysen
Peki ya umutlar biterse?
Cevaplamadan hak ver
Ayaklarımızı birbirine değdiren zerafetin adı makber!
Çağımın elleri bir kez yandı
Patlattım ötenazi dağarcığımı
Kafatasımdan çıkıp yeryüzüne kurdum kendi
Darağacımı
Bilet gişelerinden dönen kader ömrümü yıkan dakikalar
Buğulu tren camlarından kalabalık ve ciddi konuşmalar
Koca bir kenti ısıtan fikirlerim vardı bir bardak çayla
Ben hangi yanıma yatsam öbür yanım olur ay ağılı, ayla
Kentin bağırsaklarından çıkıp geldim bu defa kan bana!
Yüzümde biriken sakal için bu defa kan bana!
Verse 2:
Sokak boyu cigaram
Kaldım gecenin altında
Her an dünyaya okkalı sövecek bir hal var tavrımda
Gece kapkara düşünceli ben makus yarım firari