Yeni bir elbise giyen adam az çok benliğini dışına çıkmışa benzer: kendinden uzaklaşmak, ona bir değişikliğin arasından bakmak ihtiyacı, yahut ben artık bir başkasıyım diyebilmek saadeti.
Sahibinin en mahrem dostu olan, bileğinde nabzını atışını arkadaşlık eden, göğsünün üstünde bütün heyecanlarını paylaşan, hulasa onun harareti ile ısınan ve onun Uzi uzviyetinnde benimseyen, yahut masasının üstünde, gün dediğimiz zaman bütününü onunla beraber bütün olup bittisi ile yaşayan saat, ister istemez sahibine temsül eder, onun gibi yaşamaya ve düşünmeye alışır.
Hiç kimse ortada o kadar kanun müeyyedesi varken elbette durduğu yerde, benim düşüncem şudur diye bağırmaz. Yahut gizli bir yerde bağırır. İşte bu gizlenmelerin, mizaç ve inanç ayrılıklarının kendilerini bilhassa gösterdikleri yer saatlerimizdir. 
Saatler de böyledir. Sahiplerinin mizaçlarındaki ağırlığa, canı tezliğe, evlilik hayatlarına ve siyasi akidelerine göre yürüyüşlerini ister istemez değiştirirler.