Arkadaşlar linçlenmeyeceksem bir şey söylemek istiyorum. Dorian Gray’in Portresi’ni okuduktan sonra bu kitap bana çocuk kitabı gibi geldi. Bunu düşünen bir ben olamam, değil mi?
Bir watty kitabı olarak ön yargıyla yaklaştığım, ancak bitirdiğimde ‘ne ara bitti’ şaşkınlığı yaşadığım ve ‘bir daha hiçbir kitaba ön yargıyla yaklaşmayacağım’ dedirten bir kitap. Konusundaki dram ve kimilerine göre hastalıklı olarak nitelendirilebilecek aşk bazı okurlar için belki ağır ya da sıkıcı gelebilir. Fakat tek solukta bitirip, ikinci kez okuduğum bir kitap. Anlatılmak istenen duygular okura başarılı bir şekilde aktarılıyor
Yaş popülasyonu fark etmeksizin herkese tavsiye ettiğim bir kitap. Bu kitabı ilk okuduğumda 12, ikinci okuyuşumda 19 ve en son okuduğumda 26 yaşındaydım. Bir çocuk, bir ergen ve bir yetişkin olarak her seferinde bana farklı duyguları tattırdı, düşünce denizlerine daldırdı
Bu kitaba başlamadan önce hiçbir tereddütüm yoktu lakin ilk bölümde Meryem karakterinin başına gelen acıklı öyküyü fark ettiğimde kitaba devam edemeyeceğimi düşündüm. Bu tabi ki yazarla alakalı bir durum değil. Şöyle üzücü bir durum var, kitap 2002 yılında basılmış olmasına rağmen, o günlerde de günümüzde de bu tarz olaylar ne yazık ki birçok kişinin başına geliyor. Sadece naçizane şunu belirtmek isterim, kitabı okuduğum süre boyunca günlük bir gazetedeki haberleri okuyormuşum gibi hissettim. Yazarımız etkili kalemiyle okuyucuyu hikayeye bağlıyor. Livaneli her zaman eserlerini okutmayı başarıyor