Sen iyisin, dürüst bir insansın İlya. Duygulusun. Ama bir kumru gibi. Başını kanadının altına sokuyor ve öylece kalıyorsun. Bütün hayatını tavan arasında ötmekle geçirebilirsin. Ama ben öyle değilim. Bu kadarı bana yetmez. Ben başka şeyler istiyorum. Ama nedir bu şeyler bilmiyorum. Sense bana neyi aradığımı söyleyemezsin. İstediğim şefkat değil ki benim... Onu herkes verebilir.
Hayır, bırak ağlayayım. Ben gelecek için değil, geçmiş için ağlıyorum. Her şey gitti, uzaklaştı. Ağlayan ben değilim. Hatıralarım ağlıyor. Yaz ayları... Park... Hatırlıyor musun? Ağaçlı yolu, leylakları düşünüyorum. Bu hatıralar kalbimi dolduruyor. Onları koparmak acı, pek acı!
Benim durumum daha kötü. Fakat buna layığım. Sen niçin üzülesin? Benimki gurur yarası. Cezamı çekiyorum. Kendi gücüme çok fazla güvendim. Kabahatim bu oldu. Yoksa senin korktuğun şey değil. Benim aradığım gençlik, güzellik gibi şeyler değildi. Seni dirilteceğimi sanmıştım. Benim için hayata bağlanırsın, diyordum. Ama sen çoktan ölmüşsün. Bu kadar aldanacağımı tahmin etmiyordum. Hep umuyor, bekliyordum... Şimdi ise...
Evet, borçlar şeytandır; öyle bir kör şeytan ki insan onu ancak para ile söküp atabilir. Bütün hayatları boyunca hep başkalarının sırtından geçinen, sağdan soldan para alıp kılını bile kıpırdatmayan yaman adamlar da vardır. Nasıl rahat uyku uyurlar? Nasıl yemek yerler? İnsanın aklı almaz. Borç! Bu işin sonu ya bir kürek mahkûmu gibi ömrü, boyunca çalışmak ya da şerefsiz yaşamaktır.