Jose Samarago bir gün bir kafede yemeğinin gelmesini beklerken “acaba bir gün hepimiz kör olsak nasıl olurdu?” diye düşününüyor. Akabinde sorusunu “biz zaten körüz, bakan körleriz.” diye cevaplandırıyor. Bu kitabın yazılma fikri böylelikle atılmış oluyor.
İlginç bir kitap. Basit bir konu derin bir duygu. Öncelikle kitapta yerlerin ve karakterlerin isimleri yok. Bu aslında hikayeyi kafamızda canlandırırken olabildiğince yakın çevreye inmemizi sağlıyor. Bir diğer özellik ise noktalama işaretleri. Samarogo o kadar özgürlükçü bir yazar ki, yazılarında noktalama işaretleri yazıların özgürlüğünü engelliyormuşçasına adeta onlara kafa tutmuş gibi..:) bu durum beni zorlamadı bir süre sonra alıştım.
Işıklar ancak gördüğün zaman sana yön verebilir. Tamamen gerçekçi bir anlatım. Hepimiz bir gün kör olsaydık, bir gün körlük gibi bir salgın olasaydı tam olarak bunlar yaşanırdı. Ne bir eksik ne bir fazla bir yer dışında. Kitabın bir bölümünde doktor ile koyu renkli gözlüklü kız beraber oluyorlar. Sadece burada “bu kadarına gerçekten gerek varmıydı” dedim.
Samaraga “körlük” le fiziksel olarak neler yaşabileceğimizi, nasıl zorluklarla karşılaşabileceğimizi anlatırken bir taraftan da bu durumdaki mevcut düzene, insanların aslında görürken de birbirlerini görmediklerine, devletin tutumuna dikkat çekerek ince bir dille eleştiriyor. Konu sadece körlük gibi görülse de körlük üzerinden siyasete, dine, devlete, insanın kendisine gibi bir çok konuya eleştiriyi barındırıyor.
Hem rahatsız edici hem mide bulandırıcı hem de sorgulatıcı ve düşündürücü bir roman. Keyifli okumalar..