Modern tecrübe, sohbet halkalarını da darmadağın etme davasındadır. Zenginle fakir, işçi ile patron, öğretmen ile öğrenci aynı irfan meclisinde buluşmuyor artık. Ruh akrabalığı yerini rütbedaşlığa bırakmış durumda. Sohbet ise "geyik muhabbeti"ne.
Ahiret hayatını kurtarmaya yeten bir kelimei tevhid, saniyelerle ifade edilecek kadar kısa bir zamanda dillendirilmektedir fakat sonucu ebedî bir saadettir. Bir kere "Sübhanellah" diyebilecek kadar fazla yaşamak, dünyevi ölçülerle asla ölçülemeyecek kadar değerlidir.
İslam, köleyle efendiyi aynı sofraya oturtmuş; kadınla erkeği aynı seccadeye secde ettirmiştir. Bireyi öne çıkarmadığı gibi toplumun menfaatlerini de bireyi ezecek şekilde abartmamıştır.
Işığa koşan bir kelebeğin o telaşlı halinden, geceyi, bir dalgayı yararcasına aşan yarasadaki o radarlı yürüyüşten, baharda gülün birdenbire açılışından, sonbaharda bütün bir tabiatın ölüşünden, evrensel bir kefen gibi varlığı bürüyen kıştan, peygamberleri dinlemediği için zamanın kılıcıyla toza ve küle çevrilen medeniyetlerden, ölümden ve ölüm ötesinden, mezardan, doğumdan ve çocuktan, yeraltından, ayın üstündeki altın tozlara kadar düşünmek, insana, Yaratıcı tarafından bağışlanan en soylu bir özellik değil midir?