Esasen her insanda bir san'at çekirdeği mevcuddur. Lâkin her çekirdek nasıl serpilip bir fidan vücuda getirmezse, her insan da içindeki bu kabiliyeti sereserpe inkişaf ettirecek şartlar bulamaz. Bazı çekirdekler oldukları yerde çürürler. Bir parça hayat eseri gösteren ve bir iki yaprak açıp kuruyanlar vardır.
Vâkıa eski benliğini kaybetmenin azabını, içinde bir bıçak yarası gibi yine duyuyordu. Fakat bu da geçecekti; "elbette buna da alışırım",diyordu. "İnsan nelere alışmaz ki..." Zaten hayat dediğimiz bu kapalı dairenin asıl mucizesi,bu alışmak değil miydi?
"En sevdiğimiz mahlukları bile kaybetmeğe alışmıyor muyuz? Günlerce,aylarca,senelerce görmemeğe,mutlak,kat'î bir gurbet içinde yaşamağa alışmıyor muyuz?
Sadık bir gölge ısrarıyla peşini kovaladığım bu hayatta,insanları alakadar edecek büyük, fevkalâde vak'alar,muazzam zaferler,neticesi nesillere yadigâr kalacak tecrübeler yoktur.