Kitap 14 hikâyeden oluşuyor. Sait Faik çok iyi bir gözlemci. Hikâyelerinde de bu gözlemlerini aktarıyor, karakterler, doğa tasviri o kadar canlı ve gerçekçi ki gözünüzün önünde canlanıyor. Yazar, İstanbul'a epey hakim ve bunu hikâyelerinde bolca kullanıyor. Ben özellikle adada geçen hikâyelerini okumayı çok seviyorum.
Sait Faik'te okumayı en sevdiğim şeylerden biri de farklı meslek gruplarını ve farklı etnik kökenden gelen insanları çok iyi anlatması. Hikâyelerinde balıkla, balıkçılıkla, denizle ilgili birçok şey bulmak mümkün. Dülger Balığının Ölümü -bu kitapta değil- hikâyesi mesela çok canlı balık tasvirleri içeriyor. Bunun yanı sıra marangozluktan kahveciliğe, her türlü meslekten insanı görebiliyoruz. Yazarın doğaya gerçekten çok ayrı bir bakışı var. Kendisi de "Çiçek ve balık adlarını bilmeyen hikâye yazamaz..." diyor zaten. Bunun dışında binbir çeşit insan yazıyor, Frenk, Rum, Yahudi... Her türden insan bulmak mümkün yazdıklarında.
Sait Faik kahvelerde oturup ya da sokaklarda gezip saatlerce insanları inceliyor. Bu sayede bu kadar canlı kişilikleri önümüze çıkarabiliyor. Bu kitaptaki hikâyelerden bahsetmem gerekirse benim için diğer hikâyelerinin yanında biraz sönük kaldı. Ben özellikle Alemdağ'da Var Bir Yılan'daki sürrealist hikâyelerini çok seviyordum. Lüzumsuz Adam ve Birahanedeki Adam hikâyeleri dışındakileri çok içselleştiremedim. İlk bu kitaptakileri okusam çok beğenirdim ama diğer hikâyelerini okuyunca bu biraz havada kaldı benim için. Yine de içinde çok akıcı, insanı insana anlatan hikâyeler var. Hayat öyküsünü de bilince bazı paralellikler yakalayıp mutlu oluyorsunuz.
Sait Faik'in hayran olduğum bir özelliği de kitaplarının bütün gelirini Darüşşafaka'ya bağışlaması. Biraz hayatını okuduğunuzda sürprizlerle dolu bir insan olduğunu göreceksiniz.