Ah aman küçücüğüm
Pek geldi göreceğim
Ahdettim aman ettim
Yoluna öleceğim!
Yokuştan yoruldun mu?
Sözüme darıldın mı?
Sen bana yar olalı
Boynuma sarıldın mı?
-Canım babam, ben tövbe ettim.
-Anladım kızım.
-Nasıl anladın ki?
-Yüzün güzelleşmiş. Sıfatın da değişmiş.
-Sıfat’tan kastın ne baba?
-Küçücüğüm, insanda iki sıfat vardır. Hayvani ve insani. Nefsine uyup günahkar olan ve tövbeyle de temizlenmeyen insan hayvani sıfattadır. Yani bir hayvandan farkı yoktur. Yer, içer ,yatar, kalkar. Bunları hayvanlar da yapar. Aklını Allah’tan gayri her yere, her şeye kullanır. Niye yaratıldığını düşünmez. İdrak‘ı yoktur. Dünyanın peşinde, dünyalık bir şeyler için koşar durur. Tıpkı hayvanlar gibi. Bu yüzden böyle insanlara hayvani sıfatlı denir. Ne zaman tövbe eder ve Allah’a dönerse, işte o zaman insani sıfatlı olur. Artık aklını kullanmaya başlamıştır. Boşuna yaratılmadığını idrak etmiştir. Artık onun işi dünyalık şeyler değil, sadece Allahın rızasını kazanmaktır…
Sıcak hava akımına kapılmış bir yaprak gibi, yukarıya doğru titreyerek yükseliyorum. Bedenimdeki tüm atomlar son sürat birbirinden uzaklaşıyor. Giderek hafifliyorum, yoğunluğum azalıyor ve genişliyorum... Genişliyorum... Dışarıya, güneşin içine doğru infilak ediyorum. Ben genişleyen bir evrenim, yukarıdaki sessiz denizde yüzüyorum. Önce küçücüğüm, sonra odayı, binayı, şehri, ülkeyi bedenimin içine alıyorum. Aşağıya baktığım vakit dünyanın görüntüsünü gizleyen gölgemi görebileceğimi bildiğim ana kadar genişlemeyi sürdürüyorum.
Hafif ve duygudan arınmış bir durumdayım. Zamanın ve mekanın içinden süzülerek geçiyor ve genişliyorum.
Sonra, uçan bir balığın denizin içinden fırlaması gibi, ben de varoluş kabuğunu kırmak üzere olduğumu anladığım anda, beni aşağıya doğru çeken gücün farkına varıyorum.
Bu beni rahatsız ediyor. Silkinerek ondan kurtulmak istiyorum. Evrenle bütünleşmek üzereyken, bilincimin doruklarındaki fısıltıları duyuyorum. Beni aşağıdaki sonlu ve ölümlü dünyaya doğru çeken iplik öylesine ince ki...
Genişleyen ruhum, dalgaların geriye çekilmesi gibi, yavaşça dünyevi boyutlarına geri dönüyor – isteyerek değil, çünkü ben kendimi kaybetmeyi yeğlerdim, ama beni aşağıya, kendime doğru, içime doğru çeken bir güç var ve bir an için kendimi yine koltuğun üzerinde buluyor ve farkındalığımın parmaklarını tenimin eldivenine geçiriyorum. Ve biliyorum ki istersem bu parmağımı oynatabilir veya o gözümü kırpabilirim – eğer istersem tabii. Ama ben hareket etmek istemiyorum. Hareket etmeyeceğim!
Bekliyorum, kendimi açık tutuyorum, bu deneyin bir şeyler ifade ettiği kişilere karşı eylemsizim. Zihnimin üst perdesini yırtmamı istemiyor. Benim bu perdenin ötesinde ne olduğunu bilmemi istemiyor.
Genişliyorum…
Dışarıya, güneşin içine doğru infilak ediyorum. Ben genişten bir evrenim, yukarıdaki sessiz denizde yüzüyorum. Önce küçücüğüm, sonra odayı, binayı, şehri, ülkeyi, bedenimin içine alıyorum. Aşağıya baktım vakit dünyanın görüntüsünü gizleyen gölgemi görebileceğimi bildiğim ana kadar genişlemeyi sürdürüyorum.