bir zamanlar sizi sevmiştim, lord illingworth. ah, bir kadın için ne büyük bir trajedi sizi sevmiş olmak…”
bazı kitaplar ilk okunduğunda bir şeyler söyler, ikinci okuyuşta ise insanın yüzüne gerçekleri çarpar. önemsiz bir kadın benim için tam olarak böyle bir kitaptı.
kitapta evlilik ve ilişkiler üzerinden işleyen iki yüzlü bir düzen var. kadınla erkeğin birlikte attığı adımlarda, nedense bedeli çoğu zaman kadın ödüyor. erkek arkasını dönüp gittiğinde buna “gençlik hatası” deniyor; kadının sırtına ise toplum tarafından silinmesi zor bir leke yapıştırılıyor. belki de en acı tarafı, bu düzenin kadını bile kadına düşman edecek kadar ustaca kurulmuş olması.
şunu anladım: bu hayatta “önemsiz” olanlar, toplumun ya da bencil erkek aklının değersizleştirmeye çalıştığı kadınlar değildi. asıl önemsiz olan; bir kadının emeğini, sevgisini ve sadakatini hoyratça tüketip ilk dönemeçte yarı yolda bırakanların kendisiydi.
eğer bir gün hayatınız lord illingworth gibileriyle kesişirse, inanma gafletinde bulunduysanız onları affetmeyin. hatta yolunuz henüz kesişmediyse, kendinizi şanslı sayın. böyle bir zihniyeti fark ettiğiniz anda arkanıza bakmadan uzaklaşın.
iyi okumalar
Önemsiz Bir KadınOscar Wilde · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20246,7bin okunma
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun ellili yaşlarında dul bir kadın olan Münire’nin iç dünyasını bu kadar derinlemesine işlemesi beni hakikaten etkiledi. erkek bir yazarın, kadın ruhunun o en hassas yanlarını, duygularını bu denli ustalıkla kağıda dökebilmesi ne kadar iyi bir yazar olduğunu gösteriyor.
kitap akıcı, sanki bir roman okumuyor da çok yakın bir arkadaşınızın dertlerini dinliyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. şahsen ben kendimi Münire’nin halası gibi hissettim. ona her defasında " gençsin, yoluna bakabilirsin" demek geldi içimden. tabii bunu söylerken ardından "kelin ilacı olsa :)”
sonuç olarak bende bıraktığı o buruk izi şu cümlelerle özetleyebilirim: bazı insanlar hayatlarına kaldıkları yerden devam eder, bazıları ise bir duygunun içinde kalır. bu yüzden bazı kalplerde Hep O Şarkı çalmaya devam eder... bazılarında ise ritim çoktan değişmiştir.
şunu çok net söyleyebilirim: bu kitaptan herkes kendine bir pay çıkaramayabilir ama köyde öğretmenlik yapmış her öğretmen mutlaka pay çıkarır. günümüzde bile…
uzun zamandır bir kitabın beni bu kadar üzdüğünü hatırlamıyorum. aslında hikaye çok büyük olaylardan oluşmuyor ama içindeki duygular insanın içine işliyor.
olay George ve Lennie’nin arkadaşlığı üzerine. kitapta “insanın iyi olmak için akla ihtiyacı yoktur.” cümlesi bana Lennie’yi düşündürdü. Lennie çok zeki biri değil hatta çoğu zaman ne yaptığını bile tam anlamıyor ama içinde kötülük de yok. gerçekten de insanın iyi olmasıyla zekası arasında bir bağ olmadığını düşünüyorum ben de.
George ile Lennie’nin hayali ise kitap boyunca içimi bir tuhaf yaptı. küçük bir yerlerinin olması, kimseye bağlı olmadan yaşamak, bir odalarının olması… George aslında bunun zor olduğunu biliyor. zaten bir yerde “bu işi yapamayacağımızı biliyordum ama dinlemesini öyle çok seviyordu ki ben de inanmaya başlamıştım.” diyor. kim, kim için bu düşüncede olabilir ? karşındakini seviyorsan hayal kurarsın, hele o hayalin olmayacağını bile bile anlatmak ve sonrasında kendini de inandırmak..
George, Lennie’den şikayetçi gözükse de aslında çok fazla seviyor. çünkü George hayali gerçekleşsin diye değil de Lennie’nin kalbi hoş olsun diye anlatıyor-tüm detayları ezberlediğini bilmesine rağmen her defasında baştan anlatıyor- o hayali okumak benim de hoşuma gitmedi değil…
romanın en sarsıcı noktası ise Lennie’nin ölümü. George’un onu kendi elleriyle öldürmesi ilk bakışta bir ihanet gibi görünse de aslında trajik bir merhamet. çünkü George biliyordu Lennie artık bu dünyada yaşayamayacaktır. nereye giderlerse gitsinler en başa döneceklerdi. bu yüzden romanın sonundaki “bazen mecbur kalır insan.” düşüncesi, hikayenin en acı gerçeği.. insan bazen sevdiği birini korumak için en ağır kararı vermek zorunda kalabiliyormuş. George de en zor kararı verdi.
yıllar önce -çok sevdiğim bir arkadaşımla- tiyatro sahnesinde izlediğim Cimri’yi yıllar sonra bir de kitabından okumak nasip oldu. o zaman dönüp birbirimize “ay böyle bir insan iyi ki hayatımızın hiçbir yerinde barınmıyor” demiştik.şimdi okurken de diyorum. hayatımızda da kitaplarda da birbirinden farklı insanlar, karakterler vardır. bazılarını insan bu böyleymiş der, anlar ama sevmez. Cimri’deki Harpagon ise tam olarak öyle bir karakter. ki insan onu anlamaya da zorlanıyor. izlerken de okurken de en çok düşündüğüm şey şu oldu: insan paranın cimrisi olabilir, peki güzel sözün de cimrisi olur mu? dil cimrisi…
Harpagon sadece parasını saklayan biri değil. sevgisini, anlayışını ve insanlığını da saklayan bir karakter. bu yüzden onun cimriliği yalnızca maddi değil, aynı zamanda manevi bir cimrilik.
kitap boyunca paranın bir aileyi nasıl yavaş yavaş bitirdiğine şahit olacaksınız.Harpagon’un gözünde çocuklarının mutluluğu bile paradan daha değersiz. bir baba ile çocukları arasında olması gereken sıcaklık yerini çıkar ilişkilerine bırakıyor. okurken bolcaaa “bunun da hesabı yapılmaz be Harpagon” diyeceksiniz..