Tayhan

Tayhan
Frontend-Backend
Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakultesi
11 Kasım
15 okur puanı
Ağustos 2015 tarihinde katıldı
Kafanın içinde beyin denen bir organ var. Bu organ senin ruhuna aynalık yapan, dünyayı senin için anlamlandırmaya gayret eden biçare bir organcık. Senin sağdan soldan aldığın verileri anlamaya ve dünyayı senin için için anlamlı bir hale getirmeye gayret ediyor. Ne çare ki bunu ancak daha önceki bilgi ve birikimlerini yapabiliyor. Fakat o beynin içinde öyle bir işleyiş var ki bugün bile hakkında en ufak bir fikrimiz yok. Anladıklarımızdan gördüklerimizden dinediklerimizden bazen öyle şeyler çıkartabiliyor ki kimi zaman çağ açıp çağ kapatan kararlar, kimi zaman gönülleri delen, gözlerden yaşlar akıtan sözler ve besteler bu organdan çıkıveriyor. İnan bana hepimizde aynısı var, hepi topu bir buçuk kiloluk yağ parçası işte...
Reklam
Sürücü eğitimi seks eğitimi gibi verilseydi acaba nasıl olurdu, diye düşünüyorum bazen. Sınıfa giriyorsunuz (elbette ortalıkta acemi sürücü aracı yok) ve hoca şöyle diyor: “Sürücü kursuna hoş geldiniz. Öncelikle bilmeniz gerekir, araba sürmek çok ama çok tehlikelidir. Alimallah ölebilirsiniz de! Araba sürmekle hiç uğraşmayın. Çok samimi söylüyorum – en azından evlenene dek. İlla da araba süreceğim derseniz, emniyet kemeri takmayı sakın unutmayın.” Sonrasında sınıf dağılır ve sürücü kursunu tamamlamış sayılırsınız. Ama aslında araba sürmeyi filan öğrenmemişsinizdir: Gaz pedalı nerede bulunur, farlar nasıl yakılır, hatta araba garajdan nasıl çıkarılır, hiçbirini bilmezsiniz.
Demokrasi sözcüğünü herkes sevdiği bir sakız gibi, ağzının istediği oyuğunda çiğniyor, kimisi balon yapıp patlatıyor. Patlatır patlatır, demokrasi bu, boru değil ki. Bir ırz düşmanı açısından bakıldığında, yolda gördüğü ve oylumlarını beğendiği her kadının zart diye bir kırmızı ışık dibinde ırzına geçilebilmeli. Irz düşmanı ismiyle yanlış kodladığımız adam, çünkü kendisi bir şeyin düşmanı değil, kadın cinsel organlarının ve çok sevdiği kendi cinsinin organının aşığıdır, içinde ırza geçme özgürlüğü bulunmayan demokrasiye, demokrasi mi der? Bir hırsız için demokrasi, özgürce çalabilmektir. Erbakan'ın demokrasiden anladığı, her kilometrede bir imam-hatip okulu açılmasıdır. Biz demokrasi için kavga vermiş bir millet değiliz. Atatürk'ün zoruyla, çünkü o zorlamasa kimsenin aklına böyle bir kurtuluş savaşı da gelmiyor, bir bağımsızlık kavgası yaşamışız. Bunun sonucunda Atatürk, istese çok yakışıklı bir padişah olabilecekken, bize dev bir kıyak yapıp demokrasiyi armağan etmiş. Armağan, hele ne olduğunu bilmediğimiz bir şeyse bizim için bir değer oluşturmaz. "Size Sidney'den bumerang getirdim efendim!" Diye paketi uzatan dostunuza boş boş bakarken, hıyarağa getire getire ne getirmiş, diye düşünebilirsiniz. Böyle abuk hediyeler aldığımız ve nereye koyacağımızı, ne yapacağımızı bilemediğimiz çok olmuştur. Oysa sahip olmak için uğraştığımız, didindiğimiz güç bela edindiğimiz şeyler, bir bisiklet, bir cep telefonu, bir walk-man bizim için ne kadar değerlidir. Bu yüzden Atatürk tarafından bize bir demet çiçek olarak sunulan demokrasinin değerini ve ne olduğunu bilmiyoruz.
Tanıdığım bir ağaç var Etlik bağlarına yakın Saadetin adını bile duymamış Tanrının işine bakın Geceyi gündüzü biliyor Dört mevsimi, rüzgarı, karı Ay ışığına bayılıyor Ama kötülemiyor karanlığı Ona bir kitap vereceğim Rahatını kaçırmak için Bir öğrenegörsün aşkı Ağacı o vakit seyredin Bizim yurdumuzda bir köylü de tıpkı Etlik,teki o ağaç gibidir. Eline bir kitap ver seyreyle sonra şenliği. Ama ağaç kitap okursa, yani bozkırda ahlat ağacı kitap okursa , bu dürzüler onları dibinden keser.
Çarşıdan aldım tuzu Ürgüp'ten aldım kızı Her meyveden çok iyi Hem tadı var hem tuzu Elma aldım kokuyor Yarım kitap okuyor Kız oğlanın altında Bulgur bulgur terliyor Şu Ürgüp'ün ayazı Gel bize bazı bazı Ak göğsünün üstünde Kıldım bayram namazı
Reklam