“İnsan neye yönelirse biraz da ona dönüşüyor..”
Puan vermedi·192 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
Emin Işık’ın dili oldukça sade ve samimi. Okura yukarıdan bakan bir anlatım yerine, insanın kalbine dokunmaya çalışan bir üslup var. Bu yüzden kitabı okurken bir nasihat metni değil de, tecrübeli birinin sohbetini dinliyormuş gibi hissettim. En çok etkilendiğim tarafı ise kulluk meselesini sadece ibadetler üzerinden değil, insanın hayatındaki bütün tercihleri üzerinden düşündürmesi oldu. Çünkü insan bazen özgür olduğunu sanarken aslında fark etmeden pek çok şeyin esiri olabiliyor. Kitap bana bu soruyu yeniden sordurdu: “Kalbimin merkezinde gerçekten ne var?” Kitabı bitirdiğimde zihnimde yeni bilgilerden çok, üzerinde düşünmek istediğim sorular kaldı. Ve bazen bir kitabın en kıymetli tarafı da budur. Cevap vermekten çok, insanı kendi hakikatiyle baş başa bırakması…
1000Kitap
Kime Kulsun?Emin Işık · Tuti Kitap · 2016154 okunma
10/10
"Bir şeyleri yok olmaktan kurtarmak için ümitsizce çabalayarak çölleşen hayatında vaha yeşertmek isteyen yalnız bir adam..." ________𓅪________ Söze şöyle bir girizgah yapayım: Elimizdeki bu kıymetli eser, bir biyografi zannedilip rafa kaldırılacak türden soğuk bir kitap değil ; aksine, biyografinin roman sanatıyla, tarihin kurguyla raks ettiği, kelimelerin notalara dönüştüğü bir “ateş denizi” Tahmin edersiniz ki ismiyle müsemma. Beşir Ayvazoğlu, Ateş Denizi ile okuru 1930’ların İstanbul’una, o gri, buhranlı ama bir o kadar da derinlikli kültür atmosferine götürüyor mütemadiyen. Şunu en başta söylemek lazım ki, anlatılanlar tarihi gerçekliklerin üzerine bina edilmiş olsa da , karşımızdaki eser klasik bir biyografi değil; güçlü bir kurgu ve muhteşem bir senaryo. Galip Tahiroğlu’nun Tanburi Cemil Bey’in hayatını yazma serüveni, aslında kendi varoluş sancılarını ve bir devrin kapanışını izlediği bir aynaya dönüşüyor. Gönül rahatlığıyla ve altını çizerek söyleyebilirim ki ; Rafet Elçi’nin Şair romanından sonra, kurgusal derinliği, metin içi malzemenin işlenişi ve dönemin ruhunu yansıtmadaki ustalığı bakımından elimizdeki en sağlam, malzemesi en kavi romanlardan biri diyebilirim ve dedim.. Eser, sadece bir müzisyenin hayatını değil, bir medeniyetin musiki üzerinden nasıl “fena fi’l-musikî” olduğunu da usul usul fısıldıyor kulağımıza. Kitaptaki şahsiyetlere şöyle bir göz atalım, tabiri caizse şampiyon ligi gibi bir kadro var: Romanın merkezinde, Üniversite Reformu ile “kadro dışı” bırakılmış, küskün ama mağrur bir münevver olan Galip Tahiroğlu var. Galip, sadece bir anlatıcı değil ; aynı zamanda o devrin arada kalmış ruhunun da temsilcisi. Onun hayatına giren ve çıkanlar ise adeta bir resmî geçit töreni gibi: Galip’in büyük aşkı ve nişanlısı Devran,
Ateş DeniziBeşir Ayvazoğlu · Everest Yayınları · 2021202 okunma
Reklam
Yedi Ayet Yedi Şahsiyet
Puan vermedi·304 syf.··
2026 27. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 23:03
Bu kitabı bitirdiğimde elimde sadece bazı notlar değil, üzerine uzun uzun düşünmek istediğim sorular kaldı. Bazı bölümlerde yazarın aynı noktaları farklı şekillerde tekrar ettiğini hissettim. Yer yer bu tekrarlar beni yorsa da genel olarak kitap bana çok şey öğretti. Özellikle Kur’an’a ve tefsire bakışımı yeniden tazeleyen bir okuma oldu. Tefsiri sevmemin sebeplerinden biri de bu zaten. Bazen bir kelimenin, bazen bir harfin peşine düşüyorsunuz ve karşınıza kocaman anlam dünyaları çıkıyor. Bu kitapta da bunu bir kez daha gördüm. Kur’an’da geçen bir harfin bile ne kadar derin manalar taşıdığını fark ettikçe, bu kitabın ilahî bir kelam oluşuna yeniden hayran kaldım. Kitapta beni en çok etkileyen kısım ise besmelenin başındaki “be” harfi ile ilgili bölümdü. Daha önce besmeleyi elbette okuyordum ama o küçük harfin içinde yardım isteme, Allah’la beraber olma ve yeryüzündeki kulluk vazifesini hatırlama gibi anlamların bulunduğunu öğrenmek beni çok düşündürdü. Bir işe başlarken söylediğimiz “Bismillah”ın aslında sadece bir söz değil, bir duruş ve bir bilinç olduğunu fark ettim. Özellikle besmelenin insanın yaptığı işi Allah’ın adına yaptığını ilan eden bir kulluk beyannamesi olduğu fikri zihnimde uzun süre kaldı. Çünkü çoğu zaman besmeleyi dilimiz söylüyor ama kalbimiz o anlamların ne kadar farkında oluyor, emin değilim. Bu bölüm bana besmele çekerken biraz daha durup düşünmem gerektiğini hatırlattı. Kitap bende şu düşünceyi de güçlendirdi: Kur’an’ı anlamak için sadece meal okumak yetmiyor. Tefsir okumak, ayetlerin derinliklerine inmeye çalışmak, kelimelerin ve hatta harflerin taşıdığı hikmetleri görmek gerekiyor. Kendimi ve Rabbimi daha yakından tanımak istiyorsam bu alanda daha çok okumalıyım. Kısacası Yedi Ayet Yedi Şahsiyet, bana yeni bilgiler öğretmekten çok,
Yedi Ayet Yedi ŞahsiyetYasin Pişgin · Timaş Yayınları · 20241,179 okunma
Kalbi Uyandıran Nasihatler
10/10
·400 syf.··
2026 31. kitabı
·
174 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 17:08
Kitâbu'z Zühd, insanı dünyanın aldatıcı meşguliyetlerinden sıyrılıp kalbin hakikatine yönelmeye davet eden kıymetli bir eser. Zühd, takvâ, ihlâs, murâkabe, nefis muhasebesi ve ahiret şuuru etrafında nakledilen rivayetler; kalbi yumuşatan, gafleti azaltan ve kulluk bilincini tazeleyen bir mahiyet taşıyor. Sahabe, tâbiîn ve ilk dönem âlimlerinin hikmetli sözleri ise insanı dünyaya karşı ölçülü olmaya, kalbini Allah'a yöneltmeye ve amellerini gözden geçirmeye sevk ediyor. Her sayfasında insanı kendi hâliyle yüzleştiren, mânevî derinliği yüksek bu yolculuk hamdolsun hüsn-i hatime ile tamamlandı.
Zühd Hadisleri
Kitabüz-ZühdAhmed Bin Hanbel · Neda Yayınları · 0125 okunma
BRONZ SÜVARİ VE MODERN HAKİKAT REJİMİNİN EPİSTEMOLOJİK İFLASI
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Müellifimiz, çocukluk hafızasında yer eden o sarsıcı "bronz süvari ve plastik leğen takası" metaforunu, asrımızın küresel ontolojik buhranının bir hülasası olarak önümüze koymaktadır. Takasa bakıldığında alelade bir ticari mübadele gibi görünmektedir lakin insanın kadim, köklü, ahlaki ve ontolojik olanı (bronz süvariyi), cazip, hafif, ucuz ve muvakkat olan yeninin (parlak plastik leğenin) seküler şehvetine feda edişinin adıdır. Modern çağ zamanı çizgisel bir ilerleme olarak vazederken; yeni olanı "ileri ve iyi", eski olanı ise "geri ve değersiz" ilan eden habis bir cetvel icat etmiştir. Oysa bu cetvel fıtrata vurulmuş en büyük darbedir. Müellifin sorduğu o can alıcı sual: "İnsan, hakikatin sahibi midir, yoksa muhatabı mı?" sorusu işte bu tahlilin kelami mihverini oluşturur. Ehl-i Sünnet ve Cemaat akidesi sarahatle ilan eder ki: İnsan hakikatin vaz'edicisi, hâkimi ve sahibi olamaz ancak ve ancak aziz bir muhatabı olabilir. İnsanın şu dünyadaki şerefi, hakikati kendi hevasına göre eğip bükmesinde olamaz bilakis Allah Teala’nın kelamına ve fıtratın mizanına sadık bir muhatap olabilmesindedir. Müellif, eserinde Orta Çağ'ın döngüsel, ritüel ve ibadet merkezli zamanı ile büyüyen şehrin borç, vade, verimlilik ve hesap merkezli çizgisel tüccar zamanı arasındaki kavgayı derinlemesine analiz eder. Zaman daha ince bölündükçe emek ölçülebilir hale gelmiş; manastırın kolektif disiplin çanı nihayetinde modern fabrikanın sirenine ve günümüz dijital algoritmalarının saniyelerine evrilmiştir. Zaman artık bir tahakküm aracı olmuş tefekkür alanından çıkmıştır. İslam tasavvurunda zaman, alelade bir kronometre akışı veya paraya tahvil edilecek mekanik bir zemin değildir. Zaman, Allah Teala’nın insana lütfettiği en büyük ontolojik sermaye yani mukaddes VAKİTtir. Zaman asra kasem edilerek
Bronz SüvariMahir Ünal · Ketebe Yayınevi · 20261 okunma
6/10
·296 syf.··
2026 15. kitabı
·
84 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 23:23
Fas’ın Cedîde şehrinde 1944 yılında doğan Taha Abdurrahman, Muhammed el-Hâmis Üniversitesi’nde felsefe eğitimi aldıktan sonra Oxford ve Sorbonne üniversitelerinde başta dil felsefesi ve mantık olmak üzere çeşitli alanlarda öğrenimini sürdürmüştür.1972 yılında “Ontoloji Sorunsalının Dilsel Yapısı” teziyle doktorasını tamamlamış; 1985 yılında “Doğal ve Argümantatif İstidlalin Mantığı” isimli teziyle de ikinci kez doktor unvanını almıştır. 2005 yılında emekliye ayrılan yazarımız birçok ülke ve üniversitede dil felsefesi ile mantık dersleri vermiştir. İncelemekte olduğumuz kitabımızın asıl adı el-Amelu’d-Dinî ve Tecdîdü’l-Akl olup Mehmet Emin Güleçyüz tarafından Türkçeye tercüme edilen eser Pınar Yayınlarınca İstanbul’da 2020 yılında 296 sayfa olarak yayınlanmıştır. Eserde; Soyut Akıl (el-‘aklu’l-mucerred), Rehberlik Edilmiş Akıl (el-‘aklu’l-musedded) ve Desteklenmiş Akıl (el-‘aklu’l-mueyyed) olmak üzere üç farklı akıl türü detaylıca ele alınmış. 1. Soyut Akıl (el-'Aklu'l-Mücerred) : Soyut aklı, metinde "sahibini herhangi bir şeye bir yönden bilgili kılan eylem" veya "nazar" olarak tanımlayan Taha Abdurrahman aklın özellikle bir eylem niteliği taşıdığını vurgulamaktadır. Ona göre Yunan düşüncesindeki gibi akıl insanı bilgi edinmeye hazırlayan bir öz, zat olarak tanımlanması birçok problemi de beraberinde getirir. Zira aklın bu şekilde tanımlanması, onu nesneleştirdiği gibi, insanı da eylem ve tecrübe boyutundan koparmaktadır. Abdurrahman’a göre Mucerred akıl ( soyut akıl) özel ve genel olmak üzere bazı sınırlılıklara sahiptir. Özel sınırlılıklar; soyut akıl dilin sınırlarına, zanniliğe ve mecburi teşbihe (Tanrı'yı maddileştirme tuzağına) mahkûmdur. Genel sınırlılıklar; soyut aklın, mantığın sınırlarına takıldığını, delillendirmelerde kesinlik ve tamlığın bulunmadığı ,
Dini Amel ve Aklın YenilenmesiTaha Abdurrahman · Pınar Yayınları · 202027 okunma
Reklam
Reklam