Okumak için beklettiğim kitaplarım olur benim. Bu kitap da onlardan biriydi. 4 günde okudum ve çok kızdım kendime. İçime öyle işledi ki. Belki de 90’lar, 2000’ler kuşağı olmam bunda etkiliydi.
“Vatan Millet Samatya”
İsim çok değişik gelebilir ilk bakışta. İstanbul’un üç farklı mekanından yola çıkıp kitabı da üç bölüme ayırmış yazar.
Vatan Caddesi, Millet Caddesi, Samatya.
İlkokul üçüncü sınıf öğrencisi Melek, yaşananları idrak etme çağının çoktan geldiği bir kız çocuğu. Anne baba sevgisini tamamıyla yaşayamayan üç kardeşin en küçüğü.
(Klasik bir yazı okuyacağımı sandım, sandığımla kaldım. Olaylar beklediğimden çok farklı ilerledi.)
Anne baba sevgisizliği ile büyümüş çocukların aslında tüm kötülüklere o kadar çok açık olduğuna şahit oluyorsunuz ki. Melek tüm bunları mizahi ve akıcı bir dille bize anlatınca oturup yutkunuyor ve sarsılıyorsunuz. Çocuklarını sevmeyen annesi, sadece annesini seven bir babası ve hayata karşı Melek’i evlatlık edinme hissi beliriyor ve kitap o an Millet Caddesi’ne geçiş yapıp Melek’in ergenlik döneminde yaşadıkları ele alınıyor.
Dönemin İstanbul’u, metro çalışmaları, maddi - manevi geçimsizlikler oldukça gerçekçi.
Vatan Caddesi bölümü ise tam ters köşe yapıyor ve Melek artık bizimle konuşmaktan vazgeçiyor. Konuşan artık Melek ve Kadim’in kızı merinos saçlı İnci ;) Uzun bir atlayış var. Melek evli ve kreşe giden kızı İnci artık anlatıcı konumunda. İnci annesi Melek’i anlatıyor. Babasından gördükleri şid*deti aktarıyor. Aileler arası kültür farkını ilmek ilmek işliyor . Son bölüm hele ki İnci’nin Turgut Özal cenazesinde kayboluşu beni benden aldı :(
Okumayı sökünce elma kızarması, kurdele takmak, sınıfta bazen sevilmemek, görünmez olmak, anne baba ilgisizliği, yabancılardan uzak durmanın sebepleri, siyasi ce*nazeler, mezhep farklılıkları…