ilk gün...
aslında ne esrarlı bir kelime değil mi?
ilk gün... ilk günler...
belki de bedel ödemeye değer...
şu ilk günleri yaşayalım da sonrası Allah Kerim...
öyle ya herkesin bir ilk aşk olduğuna göre ilk gün ve günleri de vardır...
onu düşünmek...
onu beklemek...
onun ellerine şöyle bir dokunuvermek. onun yüzüne bakıp durmak...
onun olduğu yerde olmak da onun dışında ne varsa yok olmak...
ismini söylemek ismini söyledikçe söylemek istemek...
seninle konuştukça konuşmasını istemek...
et değil de sen değil de hatta ruhtan başka bir şey olmak...
ona bakarken ellerini ayaklarını nereye koyacağını bilememek...
gözlerini kaçırmak istemezken kaçırmak...
onunla yan yana yürümek...
sadece o açken açlığını hissetmek...
o doyunca ona acıkmak ona doyamamak...
kısacası zamanın mekanın ve hayatın olduğunu bilmeden onunla olmak ve hatta ilk günlerde biraz da o olmak... kesin olmak ve onun da senin olduğunu bilmek...
yani benken biz olmak...
hatta bu dünyada olmayacağını bilsen bile öbür dünyada mutlaka olacağını bilmek...
aşk...
"genel olarak yaşamımızda bir daha gezginin karşılaştığı durumla karşılaşırız. gezgin yolunda ilerledikçe nesneler uzaktan görüldüklerinden farklı biçimlere bürünürler ve onlara yakınlaştıkça adeta değişirler. özellikle arzularımız da durum böyledir. çoğu kez aradığımızdan bütünüyle başkasını hatta daha iyisini buluruz.aradığımız şey de çoğu kez bizim başlangıçta boş yere koyulduğumuz yolun götürdüğünden bütünüyle başka bir yerdedir. özellikle hazzı mutluluğu neşeyi aradığımız yerde onların yerine ders kavrayış ve bilgi; geçici ve görünüşteki bir mülkün yerine, kalıcı Sahici bir mülk buluruz."
"en büyük ve en sık rastlanan budalıklardan birisinin nasıl bir yaşam sürdürürse sürülsün büyük işlere kalkışmaktır. bu işlerde en önce ,bütün ve eksiksiz bir insan yaşamı hesaba katılır;oysa buna çok az insan ulaşır. "