Yazarın, bir biyografinin ötesine geçerek; sarsılmaz bir karakterin ve inancın izini sürdüğü bu eserde Aliya; sadece bir lider olarak değil, İslam medeniyetine dair umudu hatırlatan, insanlığa ders veren bir şahsiyet olarak anlatılıyor.
Kitap, bizi Miljacka Irmağı kenarında büyük hayaller kuran o genç adamla tanıştırırken; en karanlık zamanlarda, savaşın ve soykırımın ortasında bir insanın nelerle baş edebileceğini de gözler önüne seriyor.
Akif Emre , Aliya’nın şahsında; modern insanın yitirdiği edep dolu Müslüman kimliğini bizlere yeniden hatırlatıyor.
Hapishanedeki marangoz atölyesinde masa&sandalye üretirken, bir yandan da hapishane notlarıyla yeni bir dünya inşa eden; 50 bin sayfalık bir kütüphaneyi zihnine sığdıran Bilge Kral’ın hikayesi bu...
Kitap boyunca sureti değil, sireti (ahlakı) dert edinen yüce bir lideri okuyoruz. Dolayısıyla sadece siyasi lider olarak anmaktan ziyade örnek alınacak bir şahsiyet olarak anmanın önemini anlayacaksınız.
Yazar, kuşu ölen çocuğa başsağlığına giden peygamberimiz(asm)in o etkileyici halini biricik kızı Betül için hikayeleştirmiş. Sevimli bir anlatı ve güzel çizimler vardı.
Dem Bu Demdir
Yazarın aşina olduğumuz "hikayeci" kimliğinin yanına "mütefekkir" kimliğini de ekleyerek yazdığı ve hayatın içinden pek çok başlığı ele aldığı derinlikli bir deneme.
Kutlu, geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin kaygıları arasında sıkışan modern insana, tasavvufi bir neşe eşliğinde "ibnü'l-vakt" olmayı hatırlatıyor.
Adeta hız- haz sarmalının yanı sıra eşyanın ve paranın tahakkümü altındaki dünyada, kanaati, sadeliği ve kültürel değerlerimizi yeniden canlandırmak hedeflenmiş.
"Modernlik görünmek ise, gelenek olmaktır." diyor Kutlu. Görünmek, dış dünyanın bitmek bilmeyen onayına mahkum kalmak iken, olmak ise, kendi iç sesimizin samimiyetine ve hakikatine râm olmaktır. ️
Peki sizce, her şeyin "görünmek" üzerine kurulu olduğu bu çağda, "kendin olarak an'da kalabilmek" hala mümkün mü?
Dünyanın süsüyle, cazibesiyle insanı kendine çeken bir “gelin” gibi tasvir edildiği ve bu geçici güzelliğe kapılan insanın nasıl savrulduğunu gözler önüne seren oldukça derin bir eser : Dünya Bir Gelindir.
Kitap boyunca nefsin arzuları insanı dünyaya bağlarken, kalp ise huzurun peşinde bitmek bilmeyen bir yolculuğa çıkıyor. Karakterler ise bu yolculuğun durakları gibi..
Adeta kimi dünyaya meyleden halimizi, kimi pişmanlıklarımızı, kimi de hakikate yönelmek isteyen tarafımızı anlatıyor.
Muhabbetle tavsiye ederim, Rabbim hepimize ölmeden önce uyanabilmeyi, nefslerimizi terbiye edebilmeyi nasip etsin. Zira nefs, öldürmekle değil; terbiye etmekle sükunete erermiş, vesselam.
Yavaşla
* Bir modern çağ eleştirisi ve ruhun rehabilitasyonu...
Zamanın bizi değil, bizim zamanı yönetmemiz gerektiğini hatırlatan, sükûnetin sesini yeniden duymaya çağıran bir kitap: Yavaşla.
Yavaşla ; gürültünün, hızın ve dijital bombardımanın tam ortasında kendimize dönmemiz için bir çağrı. Kemal Sayar, bizi unuttuğumuz bir yere davet ediyor: Kalbimize.
Kemal Sayar, hız çağında kalbi diri tutmanın yollarını ararken, şu soruları sormamıza vesile oluyor :
¿ Hızla yaşarken neleri ıskalıyoruz
¿ Sessizlik neden bu kadar kıymetli
¿ Ruhumuzu bu hengameden, hızdan korumanın yolu nedir
*"Kalbimizin atışını duyamadığımız bir hayatta, başka neyi duyabiliriz ki?"
*"Yavaşlamak bir lüks değil, varoluşun erdemi."
*“Yavaşlayın! Bu hayattan sadece bir defa geçeceksiniz.”