Devrim ve Ulusal Sorun Arasında
Puan vermedi
Bu çalışma, Türkiye komünist hareketinin en tartışmalı başlıklarından biri olan Kürt sorununa yaklaşımını, Komintern belgeleri ve Türkiye Komünist Partisi'nin iç yazışmaları üzerinden yeniden değerlendiren önemli bir araştırmadır. Eser, yalnızca TKP'nin Kürt isyanlarına ilişkin tutumunu ortaya koymakla kalmamakta; aynı zamanda ulusal sorun, antiemperyalizm, Kemalizm ve sosyalizm arasındaki karmaşık ilişkinin tarihsel kökenlerini de gözler önüne sermektedir. Eserin en önemli katkısı “TKP'nin Kürt sorununda bütünüyle Kemalist devletin yanında yer aldığı” yönündeki genellemeyi sorgulamasıdır. Yazarlar, Komintern arşivlerinden elde edilen çok sayıda belgeye dayanarak, TKP'nin Kürt sorununa ilişkin yaklaşımının zaman içinde değişen, çelişkiler içeren ve uluslararası gelişmelerden doğrudan etkilenen bir karakter taşıdığını göstermektedir. Çalışmada ilk dikkat çeken nokta, Komintern'in Türkiye'ye ilişkin genel siyasal perspektifidir. Sovyet Rusya açısından Kurtuluş Savaşı yürüten Ankara Hükümeti, emperyalizme karşı mücadele eden ilerici bir güç olarak görülmüştür. Bu nedenle Komintern, Türkiye'deki komünist hareketin temel görevlerinden birinin Ankara hareketini desteklemek olduğunu savunmuştur. Nitekim TKP'ye yönelik tavsiyelerde, "Ankara hareketini desteklemek" temel taktik ilkelerden biri olarak belirlenmiştir. Bu yaklaşım, Kürt isyanlarının değerlendirilmesinde de belirleyici olmuş ve çoğu zaman ulusal talepler ikinci plana itilmiştir. Komintern'in Kürt hareketlerine ilişkin yaklaşımı dönemin Marksist ulusal sorun teorisinden etkilenmiştir. Marx ve Engels'in bazı ulusları “tarihsel”, bazılarını ise “tarihsiz” veya “karşı-devrimci” uluslar olarak değerlendiren anlayışının izleri, Komintern belgelerinde de görülmektedir. Özellikle Kürtlerin siyasal birlikten yoksun, aşiret
Komintern TKP ve Kürt İsyanlarıErden Akbulut · Yordam Kitap Yayınevi · 20225 okunma
Puan vermedi·236 syf.··
2026 50. kitabı
José Saramago’nun "Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş" adlı eseri modern masal gibidir. Saramago, insanlığın en büyük kadim arzusu ölümsüzlüğü hırpalıyor. Ölümsüzlük bir lütuf olmanın ötesinde toplumsal bir felaketse? ​ ​Roman, edebiyat tarihinin en çarpıcı ve unutulmaz giriş cümlelerinden biriyle açılır: ​"Ertesi gün hiç kimse ölmedi." ​Adı belirtilmeyen bir ülkede, 1 Ocak itibarıyla ölüm tamamen durur. İlk başta bu durum muazzam bir coşkuyla karşılanır; insanoğlu nihayet en büyük düşmanını yenmiş, ebedi hayatı bulmuştur. Ancak Saramago’nun ironisi tam da burada devreye girer. Ölüm döşeğinde olan, bitkisel hayattaki hastalar ölmemekte, ama iyileşmemektedir de. Sağlık sistemi kilitlenir. İş yapamaz hale gelen cenaze levazımatçıları, hükümete baskı yaparak hayvan cenazeleri kaldırmak gibi absürt yaratıcı çözümler aramaya başlar. ​Kilise büyük bir varoluşsal krize girer. Çünkü ölüm ve dolayısıyla yeniden diriliş yoksa, dinin vadettiği cennet/cehennem ve kurtuluş teorisi tamamen çökmüştür. ​Devlet, sonsuza kadar emekli maaşı ödemek zorunda kalacağı gerçeğiyle yüzleşince çöküşün eşiğine gelir. ​Saramago, insanlığın ütopya olarak gördüğü bir durumu, kusursuz bir distopyaya dönüştürür. ​Kitap, yapısal olarak keskin bir şekilde ikiye ayrılır. Bu yönüyle hem toplumsal bir hiciv hem de bireysel bir yüzleşme hikayesidir: ​Toplumsal anlamda odak noktası makro düzeydedir. Devletin, mafyanın (romandaki adıyla Maphia) ve kurumların ölümün yokluğuyla nasıl başa çıkmaya çalıştığı anlatılır. Ölmek isteyen ama ölemeyen yaşlı akrabalarını sınırın dışına (ölümün hala geçerli olduğu komşu ülkelere) götüren aileler ve bu kaçakçılıktan rant devşiren mafya üzerinden insan doğasının ahlaki çürümüşlüğü gözler önüne serilir. ​Kişisel anlamda ölüm bir mektup göndererek grevine son verdiğini
Ölüm Bir Varmış Bir YokmuşJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202015,4bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
4/10
·144 syf.··
2026 2. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 18:22
Kitabın başında Baek Sehee dışarıdan bakıldığında başarılı görünen biridir. Büyük bir yayınevinde editör olarak çalışmaktadır, arkadaşları vardır, sosyal hayatı tamamen bitmiş değildir ve günlük sorumluluklarını yerine getirebilmektedir. Fakat iç dünyasında sürekli kendini eleştiren, hiçbir başarısını yeterli bulmayan, başkalarının gözünde değersiz olduğuna inanan biri vardır. İşte bu yüzden çevresi onun depresyonda olduğunu anlamaz. Çünkü ağlayarak yatağından çıkamayan biri değildir; işe gider, gülümser, görevlerini yapar. Ancak bütün bunları yaparken zihni sürekli onu aşağılamaktadır. İlk terapi seanslarında doktor, onun sürekli kullandığı “Ben yeterince iyi değilim.”, “İnsanlar beni aslında sevmiyor.”, “Bir hata yaparsam herkes beni küçümser.” gibi düşüncelerin gerçek olup olmadığını sorgulatır. Baek Sehee ise bunların tartışılmaz gerçekler olduğuna inanır. Doktor ise bunların gerçek değil, otomatik düşünceler olduğunu anlatır. Kitap boyunca en sık tekrar edilen konulardan biri budur “İnsan zihni, kanıt olmadan olumsuz senaryolar üretir ve kişi zamanla bunlara gerçekmiş gibi inanır.” Yazarın en büyük sorunlarından biri başkalarının onu nasıl gördüğüne aşırı önem vermesidir. Bir toplantıda yanlış bir cümle kurarsa günlerce bunu düşünür. Bir arkadaşının mesajına geç cevap vermesi bile “Benden nefret ediyor.” sonucuna ulaşmasına neden olur. Doktor ona sürekli aynı soruyu yöneltir “Bunun gerçekten kanıtı var mı?” Çoğu zaman cevap hayırdır. Böylece okur, depresyonun yalnızca mutsuzluk değil, düşünme biçimini bozan bir hastalık olduğunu görmeye başlar. Baek Sehee çocukluğuna döndüğünde, kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslayan, hata yapmaması beklenen, onay almaya bağımlı hâle gelen bir kişilik geliştirdiğini fark eder. Başarılı olsa bile kendisini başarılı hissetmez.
Alıntı
Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorumBaek Sehee · Nova Kitap · 20248,6bin okunma
Unutmak Kurtuluşsa, Hatırlamak Neden Hâlâ İnsan Kalmanın Bedeli?
Puan vermedi·274 syf.··
2026 133. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 11:13
I—BAŞLANGIÇ: Şimal Yıldızı: Unutmanın Kurtuluş, Hatırlamanın Yangın Olduğu Bir Dünya Bazı kitaplar vardır; kapağını kapatırsınız ama içindeki karanlık bir süre daha odada kalır. Şimal Yıldızı benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Oğuz Yılmaz, bu eserinde sadece yıkılmış bir dünyanın hikâyesini anlatmıyor; yıkılmış insanın, kırılmış hafızanın, susmuş vicdanın ve hâlâ bir yerlerde titrek de olsa yanmaya çalışan umudun hikâyesini anlatıyor. Kitabı okurken şunu çok net hissettim: Burada asıl mesele dünyanın sonu değil; insanın, dünyanın sonundan sonra bile insan kalıp kalamayacağı. II—İNCELEME: Romanın atmosferi karanlık. Hatta yer yer insanın içine işleyen, boğucu, sisli ve soğuk bir karanlık bu. Ama bu karanlık sıradan bir dekor değil. Yazar, distopik bir evren kurarken aslında bugünün insanına da ayna tutuyor. Çünkü kitapta gördüğümüz o yıkım, sadece dışarıdaki şehirlerde, sistemlerde, düzenlerde yaşanmıyor; insanın içinde de yaşanıyor. Hafıza, unutmak, geçmiş, korku, kibir, inanç, yara, direniş ve insan kalma meselesi romanın damarlarında dolaşıyor. Hele bazı cümleler var ki, insan onları okuyup geçemiyor. Bir yerde durmak, nefes almak, hatta kendi içindeki eski defterlere bakmak zorunda kalıyor. Bu kitabın en güçlü tarafı bence tam da burada: Oğuz Yılmaz, büyük büyük olaylar anlatırken bile insanın en küçük iç sızısını unutmuyor. Distopya yazıyor ama kalbi ihmal etmiyor. Karanlık bir dünya kuruyor ama o dünyanın ortasına insanın iç yangınını yerleştiriyor. Kitapta unutmak bir nimet mi, yoksa insanın kendinden vazgeçmesi mi? Hatırlamak bir lanet mi, yoksa insan kalmanın son şartı mı? Geçmiş gerçekten geride bırakılabilir mi, yoksa insan nereye giderse gitsin kendi kuyusunu da yanında mı taşır? İşte
Şimal YıldızıOğuz Yılmaz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202650 okunma
O Yarın Sonunda Geliyor
8/10
·388 syf.··
2026 1. kitabı
·
291 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 16:45
Kitap ilk üç kitabın devamı niteliğinde olup aynı akıcı ve sürükleyici diliyle Kurtuluş Mücadelesi günlerini, 1919-1921 arasını okurlara yaşatıyor. Diğer kitaplarda olduğu gibi sıkıcı tarih kitabı anlatımından uzak insanı okurken o savaş meydanlarına, meclis sıralarına götüren bir anlatımı var. Derslerde ezberletilen ünlü sözleri, sonuçları verilip geçilen savaşları neredeyse yaşayarak arka planını, hazırlık sürecini görüyorsunuz. Sayfalarda vatan için mücadele verenler, seferberlik, günümüz tartışmalarında yer alan konuların o günlerdeki durumu gün yüzüne çıkıyor. O günleri okumak isteyenlere ilk önereceğim seri bu olur mutlaka. Şuana kadar 4 kitabı okudum bu setide ve her kitapta adım adım değişti mücadelenin ilerleyişi. Başlarda çok az kişinin kendi arasındaki bu fikir gizlice yürütülürken giderek tüm milleti kapsayan bir meclise dönüşüyor. Kitabın son sayfaları Sakarya Meydan Muharebesi’nin ortasında o heyecanla bırakıyor. Sonunu bilseniz de okuma heyecanını asla kaybetmeyeceğiniz bir kitap.
Tarih
Yarının Adamı 4 - BaşkomutanCon Sinov · Masa Kitap · 2024330 okunma
Puan vermedi·576 syf.··
2024 14. kitabı
Charles Dickens’in 1837-1839 yılları arasında tefrika edilen ve 1838’de kitap olarak yayımlanan Oliver Twist, yazarın ikinci romanıdır ve Victorian dönemin en ikonik eserlerinden biridir. Roman, Dickens’ın sosyal eleştiri gücünü en net gösterdiği yapıtlarından biri olarak kabul edilir. Roman, yetim bir çocuk olan Oliver Twist’in Londra’nın yoksul mahallelerinde ve suç dünyasında verdiği mücadeleyi anlatır. Oliver doğar doğmaz workhouse’a (yoksullar evi) verilir, orada açlık ve kötü muameleyle büyür. “Daha fazla yemek isterim” diye isyan etmesiyle başlayan macera, onu Londra’nın alt dünyasına, Fagin’in çetesine sürükler. Hikâye, Oliver’ın masumiyetini koruma çabası etrafında şekillenirken, dönemin İngiltere’sindeki sınıf ayrımını, yoksulluğu ve adaletsizliği gözler önüne serer. Dickens, tefrika roman geleneğine uygun olarak bol olaylı, cliffhanger’lı bir kurgu kullanır. Hikâye hem melodramatik hem de mizahî unsurlar taşır; ancak temel tonu sert bir sosyal eleştiridir. Temalar Yoksulluk ve Sosyal Adaletsizlik: Roman, Poor Law (Yoksullar Kanunu) uygulamasını acımasızca eleştirir. Workhouse’lardaki sistematik açlık ve aşağılama, Dickens’ın en güçlü sayfalarında yer alır. Çocukluk ve Masumiyet: Oliver, Victorian edebiyatındaki “masum çocuk” arketipinin en bilinen örneklerindendir. Çevresindeki kötülüğe rağmen ahlaken bozulmaz. Suç ve Çevre: Fagin’in çetesi üzerinden “çevre insanın kaderini belirler” fikri işlenir. Dickens, suçluları hem mahkûm eder hem de onların da birer kurban olduğunu gösterir (özellikle Nancy karakteri üzerinden). Kimlik ve Aidiyet: Oliver’ın gerçek kimliğinin ortaya çıkması etrafında dönen miras ve sınıf konuları, romanın ikinci yarısını güçlendirir. Hypocrisy (İkiyüzlülük): Orta sınıf ve din adamlarının ikiyüzlülüğü (Mr. Bumble gibi karakterler
Oliver TwistCharles Dickens · Can Yayınları · 201819,9bin okunma