Büyük Osman paşa askerinle binler yaşa Gerçek tıpkı ışık gibi,insanın gözünü kör eder.” Serdar ZAMAN Sıla Zaman Gerçek bir nurdur kimi insana Gönül köprüleri kurar Tunadan Viyanaya Bazen bir tebliğ bazen hakikattir anlayana Büyük Osman paşa askerinle binler yaşa Düşman Tuna'yı atladı Karakolları yokladı Osman paşanın kolunda toplar patladı İyiler güzel amel sahibleri alır mükâfatı Büyük Osman paşa askerinle binler yaşa Osman paşa binler yaşa askerinle Ben kurbanım gerçeği söyleyen dillere Bir destan yazdık plevnede malazgirtte Cenabı Hakkı zikrettik koşuyoruz zafere Osman paşa Ya Hak diyip vurdu kılıcını Kendi öldü Osman paşa namı kaldı Batıl olana Tuna Nehri açarmı kollarını Büyük Osman paşa askerinle binler yaşa Kul Nefsani derki fatihalar okuyalım Şanı büyük o zaferlerimizi bizlerde analım Hak yoldan gerçekten ayrılmayalım
Şiir
İnceleme Değil, İncinme: 8Kitap 8Karakter, Ben Tek
Bölüm 1 - Dünyanın Ortasında Toplananlar Ekvator çizgisinin geçtiği yerde, Ciudad Mitad del Mundo (Dünya'nın Ortası) geceleri bambaşka bir sessizliğe bürünüyordu. Gündüz turistlerin, fotoğrafların ve rehber seslerinin doldurduğu alan, gece olduğunda sanki kendi varlığını geri çekiyor, geriye yalnızca taş ve boşluk kalıyordu. Anıtın önündeki merdivenler bu boşluğun en görünür yeriydi. Bu merdivenlerde oturanlar sıradan insanlar değildi. Her biri farklı bir romanın içinden çıkıp gelmişti ve her biri kendi zamanını geride bırakmıştı. En üst basamakta Meursault bulunuyordu. Yabancı adlı eserin bu karakteri, Albert Camus’un anlattığı dünyadan kopmuş gibi değil, o dünyayı hiçbir zaman tam olarak kabul etmemiş gibi duruyordu. Biraz aşağıda Yeraltı Adamı vardı. Yeraltından Notlar içindeki bu figür, Fyodor Dostoyevski’nin dünyasından çıkmış ama oradan tamamen ayrılmamıştı, hala kendi zihniyle çatışıyordu. C. Aylak Adam içinden gelen bir başka yalnızlıktı. Yusuf Atılgan’ın karakteri dünyaya karşı mesafesini bir tavır gibi taşımıyordu, daha çok doğal bir uzaklık gibi yaşıyordu. Selim Işık ise Tutunamayanlar dünyasının merkezindeki kırılmayı taşıyordu. Oğuz Atay’ın kurduğu o iç ses, burada bir beden haline gelmişti. Alt basamaklarda Raif Efendi ve Kemal vardı. Biri Kürk Mantolu Madonna içinde sessiz bir aşkın taşıyıcısıydı, diğeri Masumiyet Müzesi içinde hatırayı nesneye dönüştüren bir hafızaydı. Daha aşağıda Raskolnikov ve Ömer yer alıyordu. Suç ve Ceza ve İçimizdeki Şeytan üzerinden gelen bu iki karakter, düşünce ile eylem arasındaki gerilimi temsil ediyordu. Merdivenlerin orta kısmında Ravi, gölgede Hiç ve en alt basamakta Münzevi vardı. Ben ise merdivenlerin başlangıcında, bu yapının hem dışında hem içinde duruyordum. Bu düzen, aslında bir karşılaşmadan çok bir
Reklam
GÜZEL BİR TAHLİL: Eğer milletler soyut dualarla kalkınsaydı, en çok dua eden halklar en ileri olanlar olurdu. Eğer vatanlar temennilerle ya da halk danslarıyla ya da düşmanın suçlarını kınama festivalleriyle özgürleşseydi, yeryüzünde tek bir işgalci kalmazdı. Eğer yıkım gökyüzünden sebepsizce birdenbire inseydi, tüm tarih yalnızca kör tesadüflerin zincirinden ibaret olurdu. Ama insan kolay açıklamaları sever...! Çünkü onlar daha az acı verici, daha az utandırıcı ve ayna karşısında durmaktan daha az maliyetlidir. Ve bu yüzden bir millet düştüğü, bir dava kaybolduğu ya da bir vatan çöktüğü anda, vicdanı rahatlatacak bir açıklama için çılgınca arayış başlar: - Bazen bir komplo.... bazen talihsiz bir şans... bazen kader ve kısmet.. Sonra, beklenmedik bir yerden gelecek bir mucizeyi uzun uzun beklemek. Sanki evren kumarbazların tarzıyla yönetiliyor; bu birden kazanır, şu birden kaybeder, sebepsiz ve kuralsız. Oysa Kur’an’ın tamamı, bu yanılsamaya karşı büyük bir haykırış gibidir... * Bazı insanlar Allah’ın şu kavlini okur: ﴿قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ﴾ Ve milletlerin kaderlerinin bir oyuncunun elindeki kâğıt gibi çevrildiğini sanır; medeniyetlerin hazırlıksız birdenbire düştüğünü, devletlerin Allah’ın bu evreni kurduğu kuralların dışında, geçici bir kelimeyle kurulup yıkıldığını düşünür. Oysa bu, Kur’an’ın kendisiyle uyumlu olmayan bir anlayış. Çünkü Allah yüce, gerçekten mülkün sahibidir, ama aynı zamanda evrene kimseyi kayırmayan, hiçbir milleti diğerinden ayırmayan, inananla inanmayanı ayırt etmeyen kurallar koymuştur. Ve bu yüzden ... - Endülüs bir sabah birdenbire düşmedi... - Filistin tek bir savaşta kaybolmadı. - Irak, tek bir kalem darbesiyle ya da tek bir kararla bugünkü haline
1000Kitap
Mustafa Kemal'in emriyle Anadolu'ya silah kaçırmak için İstanbul'daki gizli cemiyete katıldı. Yakalanınca: Tüm dişleri çekildi. Tüm tırnakları söküldü. Ayak tabanına çivi çakıldı. 22 gün darp edildi. Buz dolu havuzda çıplak bekletildi. İdama mahkum edildi. Ama asla konuşmadı. Kara Salih Çavuş'un hikayesi Siirt'te başlıyor. Hiperaktif, hareketi, kabına sığmayan zeki bir çocuk olmasına rağmen, kendi deyimiyle "sakalı uzun aklı kısa" hocasından arkadaşları önünde dayak yeyince onuru kırılıyor. Okulu bırakıyor. Bir daha da gitmiyor. İlerleyen yıllarda Balkan Savaşları'na gönüllü olarak katılıyor. Dünya Savaşı çıkınca er olarak Çanakkale'de görevlendiriliyor. Mustafa Kemal'le yolları ilk defa orada kesişiyor. Onun emrinde Arıburnu'nda süngü hücumu yapıyor. Onu o kadar sevmişti ki, "Öl dese ölürdüm" diyor. Kara Salih Çavuş'un kaderi 1916'da gönderildiği Sina cephesinde değişiyor. Çanakkale'den beri yanından ayırmadığı silahının kabzası bir gün bozuluyor ve tamire veriliyor. Atış talimi sırasında yeni silahından şikayet ediyor. Komutanı sebebini sorunca "Kurşunu hedefe vurmak için nefsime güvenim var amma buna yok" diyor ve meseleyi anlatıyor: Çanakkale'den beri kullandığım, huyunu suyunu bildiğim silahımda bir bozukluk olmuştu.
Herkes farklı biçimde gider Ne oldu o gitti? Sonuç: Ölüden farkı olmayan bir insana dönüştüm Şimdi acılar bağrımı yaksada seni unutacağım Pembe yalanlarına kanmayacağım Seni kalbimden söküp attım! Güven Tekin Kırık Bir Kalbin Veda Notu Muzaffer Talip Gazi Antepin köklü baklavacı ailelerindendi baklavacılığı annesi Rahime hatundan yediği terlik ve oklavalar sayesinde öğrenmişti talip ailesi antepin köklü ailelerindendi meslek gidenlerden bir veda hatırası olarak dededen toruna miras bırakılıyordu her zanaat mutlaka bir hidayet bileziği idi annesi Rahime hatunun fotoğrafına baktı Muzaffer bey ne oldu gittin diyip annesi ile konuşmaya başladı bir yandanda kökeni mö 3000 yıllarına dayanan baklavanın yanmamasına özen gösteriyordu annesi oğul işini özenerek yaparsan sofrana nice krallar oturur diyerek fars saraylarında ince yufkalarla açılan en son osmanlı saraylarında binlerce misafiri ağırlayan o mis kokulu şeker arttıran baklava şimdi antepli Muzaffer talip beyin konağında kokmaya başlamıştı Annesi gittikten sonra bir ölüden farkı kalmayan Muzaffer bey kendisine laf sokanlara inat aile ocağına dönebilecekmiydi kimisi var terkediyor kimisi var veda edip helallik istiyordu konuşamıyordu olgunlaşamıyordu Muzaffer Bey annesinin bıraktığı o tarifi yapabilirse bağrını yakan acıları bir kenara bakıp evine geri dönebilecekti annesini yad etti o mübarek hatun şimdi asıl vatanında ırmaklar akan cennetlerdeydi İnsan beraber yürümek için evlenir Keyfi keyfine gelmeyecekse Hayat meşakkatli bir yol, bu yolda eşlik etmeyecekse geçmişi silemiyorsa Ne yapayım ben onu? Üsame.21 NE YAPAYIM BEN ONU? Küçük Nejat annesine sordu bisikletimi tamir edecekmisin hayatın meşakkatli yolunda babası muzaffer beyin yokluğunda anne hatça kadın çocuklara yolda eşlik ediyor çocuklarını
Duygu ve Düşünce
19 Mayıs Gençlik Bayramı...
Adımların bu ülkenin bağrında yankılanmış, Vizyonun yarınlarımızı kurmuş, İlkelerin bu milletin temelini atmış, Türk'ün eşsiz mimari, Mustafa Kemal Atatürk! Türk'ün değerleri, gençlerin kalbinde coşar, Tomurcuklanıp ruhlarda çiçek açar, İlim ve fen nerede ise, oraya koşar, Gençler Ülkesini, bilim ve sevgi yuvası yapar. Bu ülke, kanla, canla kuruldu, Uğruna nice kahramanlar şehit verildi, Gâzi oldu. Tüm Dünya'ya Türk'ün Kurtuluş ve Mücadele Destanı ilân edildi, Tarih bunu, Türk Gençliğinin kalbine mühürledi. Atatürk bir evren, gençler birer galaksi, Bu ülke, Allah'a bir ant, Peygamberimize söz olsun. " Bütün ümidim, gençliktedir. " 19 Mayıs Gençlik Bayramı, kutlu olsun! Faruk.
Şiir
Reklam
Reklam