"Mustafa Kemal Paşa 13 Kasım'da Haydarpaşa Garı'nda trenden iner. Tren ve peron, cepheden gelen subay ve askerlerle doludur. Mustafa Kemal'i tanıyan ve trenden inişini izleyen bir çavuş, gür bir sesle perondaki askerlere komut verir: - Dikkat! Gelen Mustafa Kemal Paşa'dır, selam dur! Haydarpaşa Garı'ndaki tüm subay ve askerler bir anda yerinde çakılır, hazır ola geçip askerce selam verirler. Mustafa Kemal Paşa yavaş adımlar ile çavuşun karşısına yürür, durur ve sorar: - Nerede beraberdik? - Çanakkale! Mustafa Kemal çavuşa şöyle der: - Emir geç, herkes köyüne, memleketine silahı ile gitsin, bir şekilde silahını götürsün... 'Emir geçirmek' askeri bir terimdir. Emrin yüksek sesle değil, yavaşça kulaktan kulağa sessizce tekrarlanması demektir. Çavuş emri geçirir, peron bir anda boşalır. Yüzlerce asker silahı ile birlikte ortadan kaybolur, memleketine doğru yola koyulur. Mondros Teslimiyet Anlaşması'nın öngördüğü Türk ordusunun tüm silahlarını teslim etmesi şartının aksine Mustafa Kemal, daha İstanbul'a indiği ilk anda, ilk emrini vermiştir: Silahları vermeyin..." Bu şekilde başlayan Türk İstiklal Savaşı, "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!" emri ile sona ermiştir.
Sayfa 28·Kitabı okudu
Rocky yaaa NDJSKAKA
Rocky kendini salıyor. “Gemi parçalarının nerede olduğunu bilmiyorsun, soru?” “Tüm o bilgiler bilgisayarda! Hepsini hatırlayamıyorum!” “İnsan beyni işe yaramaz!” “Ya, sen sussana!”
Rocky ve Grace·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
İnsanların yüzde doksan dokuzu gaflettedir
Eğer bir kişi: Mademki biz kendimiz fiili işleyen değiliz, o halde o amelden, o işten doğan sevabı biz nasıl umut ederiz? Hiç kuşku yoktur ki, bize verilen sevap, şu işlediğimiz işlerden ötürüdür. Bu da kendi irade ve isteğimizle, kendi seçmemizle olmuştur! dese ona şu karşılığı veririz: — Gerçekten sen Hak Teâlâ’nın kudretinin yolusun. Sen hiç bir şey değilsin. Nitekim Allahü Teâlâ şöyle buyurur: “Sen o işi işlemedin, belki Allahü Teâlâ işledi.” (Enfal Sûresi: 17) Lâkin Cenab-ı Hak hareketi, ilimden, kudretten ve iradeden sonra yarattı, ama sen öyle sanırsın ki, senden dolayı doğan hareketi sen yarattın! Bunun sırrı çok incedir. Sen bunu idrâk edemezsin, anlayamazsın.Ama şimdiki halde sen kendini anlayışın yolunda müsamaha edilmiş tut. Şöyle farzet ki, amel senin kudretin ve ilminle mümkün değildir. Amelin anahtarı bu üçüdür. Üçü de Hak Teâlâ’nın armağanı, hediyesidir. Diyelim ki, sapasağlam bir hazine olsa, onun içinde birçok nîmet bulunsa, sen o zenginliği elde etmekten âciz olsan, o hâzineyi açmaya anahtarın olmasa, ama hazinedar sana onun anahtarını verse, oradan elini uzatıp ne dilersen alsan, bu ihsana mâlik olmayı haznedara mı yorarsın, yoksa elini uzatıp aldığına mı? Şunu bilirsin ki, anahtar vermenin yanında el uzatmanın o kadar kadri ve kıymeti yoktur. Belki kudret, sana anahtarı verendedir. Çünkü nîmet senin eline o anahtarla geçmiştir. Demek ki, senin kudretine sebep olan şeyler de ki bunlar amellerin vekilidir. Hak Teâlâ’nın vergisi, hediyesidir. Şaşılacak şey, Hak Teâlâ’nın fazlındadır. Çünkü sana tâat, ibâdet hâzinesinin anahtarını vermiştir. O kilidi açma yolunu bütün fâsıklara yasakladı. Ve günahkârlık anahtarını onlara verdi. İbâdet hâzinesinin kapısını onların üzerine bağladı. Onlardan bir cinayet ortaya konulmakla değil, kendi adaleti bunu böyle
Din
Hakikata giden yol
Yollar çoğaldı ve gözler karardı. Acaba sonu gelmiyecek bir gecenin kucağına mı düştük? Hüsran perdesi sımsıkı etrafımızı sarıyor. Kuvvet şeririn, hak kavinin, hüküm gaddarın elinde. Yeni doğan çocuk bile merhametten habersiz. Sabi ecdadına bir nesil kendi kurtarıcısına saldırıyor. Kardeşlik düşmanlığa değiştirildi. Hakkın düşmanları, kurtuluş arayan kardeşlerini kahretmek istiyorlar. Din ile kin, vecd ile zevk hiçbir zaman bu kubbenin altında böylesine boğuşmamışlardı. Hepimiz hakkın yetimi olarak yaşamaya mahkum gibiyiz. Güneşi arıyoruz. Bizi hakikata götürecek yol hangisidir? Bu yol, yaşayış ufkumuzu saran pek karmaşık yollardan biri midir acaba? Önümüzde hilenin, hünerin, siyasetin yolları var. İhtirasın, servetin, şöhretin, şiddetin yolları var. Zulmün, taassubun, kahrın, fitnenin yolları var. Dünyamızı çepeçevre saran bu yolların yolcusu yüzlerce kafile etrafımızda dolaşmakta iken bize ilham verecek aydınlık kalbimizdedir. Şaşkın fänilere gıpta etmekten sakınalım. Gafil düşmanların kin ile doldurduğu bu kalbi ibadetle, aşk ile, sabır ile durmadan yıkamak zorundayız. Yoksa bir yolun ortasında mahvolacak gibiyiz. Yolumuz, zalim kardeşlerimize merhamet yoludur. Gaflet içerisinde kendini helak eden zalim neden insan düşmanı olsun? Ona sevmesini, onu severek öğretelim. Hocasına kin ile saldıran delikanlıdan daha çok merhamete muhtaç olan kimdir? Güneşi lanetleyen bir putperest duydunuz mu hiç? Varsa eğer güneşin mucizesi onu aydınlatmak olacaktır. Sayet güneş yakarsa o cehennem ateşi olur. Ancak ısıtan, aydınlatan güneş gerçek güneştir. Zulmün üniversitesi olur mu? Mezarcıya doktor denildiği nerede görülmüştür? Dostlarım, zalimi ve mezarcıyı da affedemezseniz siz güneşi göremeyeceksiniz. Hakikat güneşine götüren yol, dosdoğru, dümdüz bir yoldur. Lakin insanlar
“Eğer elimi tutup nerede yürüdüğümü söyleyebilseydin,” dedi, “ben de seninle gelebilirdim. Eğer güvende olduğumu garanti edersen.”
Sayfa 48 - ithaki·Kitabı okudu
Huzur nerede ki bir bulabilsek
Huzurunu yaşadığı günde bulamayan insana kurtuluş yoktur.
Alıntı
Reklam
Reklam