Zacharius Usta’yı geçen hafta, Ankara’da Yakın Sahne’de izledim. Karakterleri ve olay örgüsünü olduğu haliyle yansıtan kısa, öz bir performanstı. Oyun, metnini okurken zihnimde canlandırdığım evren ile örtüştü diyebilirim. Okumamı, Ankara’ya giderken yapmıştım. Oyunu izlemeden evvel metnini okumak istedim, çünkü bu şekilde sahnedeki detayları daha rahat yakalayabiliyorum :)
Zacharius Usta, İsviçre’de ünlü saatler üreten, saat onarımı yapan bir saatçi. Öyle bir zaman gelir ki, ustanın yaptığı saatler teker teker durmaya başlar ve saat sahipleri, saatlerini tamir etmesi için Zacharius Usta’ya getirirler. Günlerce odasına kapanır, saatlerce çalışır ancak hiçbir şekilde bozulan saatleri tamir etmeyi başaramaz. Zacharius usta adeta hayata küser, kabuğuna çekilir. Mükemmel şekilde tasarladığı saatlerin neden bozulduğunu hiç anlayamaz. Çünkü, usta saatlere yalnızca bir eşya gözüyle bakmamaktadır. Adeta zamanı kendisinin yarattığını düşünerek, saatlere ruhundan bir nefes üflediğine inanır. Usta’ya göre saatler de tıpkı insanlar gibidir. Zira, “saatlerinin mekanizmasını, tanrının yarattığı canlıdan kopyalamıştır.” Böylece Zacharius Usta, yarattığı saatlerle ölümsüzlüğünü ilan ettiğine inanır yeryüzünde. Alternatif zamanlar yaratarak Tanrıyı alt ettiğini sanarken harcadığı kendi ömrü olmuştur. İnsan,matematik ve fiziği genel bağlamda bilimi doğru şekilde kullandığında mucizeler yaratabiliyor. İnsan yapımı mucizelere bakarken hem Tanrı’yı hem de insanın acizliğini görebiliyoruz. Bu acizliği Tanrıyla beraber daima zihnin bir köşesinde bulundurmak lazım diye düşünüyorum.