Dirmit yaptıklarını kuşkuş otuna anlattı. Ona her şeyi merak ettiğini, ama çok az şey bildiğini söyleyip yakındı. Kuşkuş otu ona akıl verdi. Kitap okursa bir dolu şey öğrenebileceğini söyledi... Kuşkuş otu Dirmit’i karşısına aldı. Ona utanırsa hep çok az şey bileceğini anlattı.
Fransızlar, Kuzey Afrika müslümanlarına sözde bir lûtuf olmak üzere, Paris'te, hayvanat bahçesi civarında, Mağrib mimarisiyle güzel bir cami insa etmişlerdir. 1924 senesinde, bu cami henüz yapılmakta iken, Afrikalı işçilerin, bir çekiç ve bir demir kalemle taşa nasıl yontulmuş bir mücevher şeklini verdiklerini görmeye gitmiştim. Bornoslu ustanın marifeti, kullandığı iptidaî vasıtalara göre, bir kunduz veya bir arının hayret verici hünerinden hiç farklı değildir. Üç sene sonra, inşaatı artık biten bu camii yine ziyarete gittim. Gördüklerimle yüzüm utanç ve hicaptan kızardı. Paris'te Fransızların sadakası olan bu müslüman ibadethanesi, şimdi, Montmartre mahallesinin eğlence yerleri gibi, kapılarını ancak saat ondan sonra gece ziyaretçilerine açan meşhur bir batakhanedir. Müezzin ve hademeler, cami müştemilâtından kuskus pilavı yapan bir lokantanın geliriyle ve her türlü fuhşa sahne teşkil eden, İçi seccadelerle örtülü, sedirli, avizeli, arabesk bir salonun gece çiftlerine içirdiği kokteyl ve şampanya hasilatı ile geçiniyor. Şerefli bir cami!