Hayat kısa kuşlar uçmuyor ama,minicik bir kafesin içinde bekliyorlar :)
Çoğu cümleyi, daha kurarken vaz geçiyorsun. Kelimelerin coşkusu azalmış, ifadeler var olma telaşında. Samimiyet cezbediyor sadece, arı duru, hasbî, çıkarsız samimiyet. Tabiat gibi, kuşlar gibi, çocuklar gibi. Daha çok dinler, daha az konuşur oluyorsun.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Düşüncelerinizi merak ediyorum.:)
Sessizliğin Eşiği ​Bazen öyle bir an oluyor ki, etraftaki tüm sesler bir anda susuyor. Size de olmuştur herhalde; aniden kesilen sesler, insana sanki hafızasını kaybetmiş gibi bir his veriyor. Düşünmenin bu kadar güç olduğu başka bir zaman dilimi yoktur sanırım. ​Şöyle düşünün: Dışarıdasınız; çocuk sesleri, arabalar, kuşlar, rüzgâr ve hayatın o bitmek bilmeyen gürültüsü... Sonra eve ulaşıyorsunuz ve kapıyı kapattığınız an, aniden büyük bir boşluğa, adeta bir hiçliğe adım atıyorsunuz. Aslında hangisinin daha yorucu olduğuna karar vermek gerçekten zor: Dışarıdaki o kaotik sese tahammül etmek mi, yoksa o sesten kurtulup izole olmaya doğru attığınız o ilk adım mı? Hiç şüphesiz, o ilk adımı attıktan hemen sonra gelen o rahatlama hissi işin en güzel kısmı... Yine de emin olamıyor insan. ​Hasılı; düşüncelerle baş etmek nasıl zorsa, aniden düşüncesiz ve bomboş kalmak da aynı derecede zor. Nitekim O (c.c.) ne buyuruyor: ​"Hiç akletmez misiniz?.." Garp yeli
Duygu ve Düşünce
İnsanoğlu acımasızdır, ama insan merhametlidir. TAGORE, Avare Kuşlar, CCXIX
Kan Kalesi
..Ve beyaz kuşlar kalkardı anamın hırkasından şehre karışmayan bir dehliz değildim sevinçle kovalıyordum kendimi. İsmet özel
Şiir
İnsan insanın sesini duymalı, yoksa dünya sevimsizleşir...
İnsanlar konuşuyor, okuyor, yorumluyor, paylaşıyor. Her yer alıntı cümlelerle dolu. Her şey söylenmiş gibi ama sanki hâlâ söylenmek istiyor. Kelime kalabalığı içinde kendi sesimi bazen duyamıyorum. Etrafım da aynı yoğunlukta; uzaklaşmak istiyorum. Söz çoğaldıkça tebessümün anlamı azalıyor gibi geliyor. Kuşlar ağaçlarda duruyor ama sanki uçmayı unutmuş gibi. Bu yüzden sosyal medyadan uzaklaşıyorum. Çünkü bazı şeyleri fotoğraflarda ya da alıntılarda değil, anın içinde yaşamak istiyorum. Belki de mesele çok okumak değil; gecenin sessizliğini dinleyebilmek. Kaçkarlarda demli çay eşliğinde kayan yıldızı izlerken, hiçbir şey söylemeyen şeylerin içinde anlam bulabilmek. Kitaplardan çok, insanlarla, doğayla, rüzgârla, müzikle konuşmak istiyorum. Bir ağacın hüznünü ve yeşermesini görmek, bir dalganın geri çekilişini ve yeniden coşmasını izlemek… Bunlar bazen bütün kitaplardan daha gerçek. Dünya farklı fikirlerle dolu. Ama eksik olan şey şu: hissedilmeden çoğaltılan anlamlar. Benim aradığım şey bilgiyi okuyarak değil, yaşayarak öğrenmek. Ses değil. His. Sevgi burada başlıyor belki. Söylenenlerde değil, söylenmeden anlaşılabilenlerde. Ve belki de asıl mesele şudur: çok okumak değil, temas edebilmek. Başkalarının duygularını konuşmak yerine, kendi duygularımızla ve sevgimizle kalabilmek. İnsan en çok, kendine döndüğü yerde gerçeğe yaklaşır. Ümmühan Yıldız
Duygu ve Düşünce