Duyguları çok fazla başıboş bırakırsan çeker giderler, ben bu olaydan bunu anladım. Giderler ve dönüp arkalarına bakmazlar bile. Kendisine saygısı olan varlıklardır duygular. Yeteri kadar iyi değerlendirilmedikleri yerde durmaz, daha gerçek hissedecekleri bir yuva aramaya koyulurlar. İşin aslı, buna da layıktırlar. Bize konup sonra kuşlar gibi uçan o aşk da, umarım ihtiyacı olan birilerine gitmiştir Osman.
Gökyüzünün başka rengi de varmış
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
N’eylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.
- Kuşlar gibi uçabilmeyi hayal edip, onlar gibi havada süzülebilmek, istediğiniz ufuklara çekip gitmek tutkusuyla yanıp tutuştuğunuz, bu heyecanınızı paylaşacak kimsecikler bulamadığınız günleri düşünün... Anımsadınız mı?
“İnsanlar ağaçların ulak olduğu bir dünyada yaşadıklarını hiç bilmezler. Farklı kıtalarda ve farklı kültürlerde yaşayanların, nasıl olup da birbirlerinden hiç haberleri olmadığı zamanlarda aynı şekilde diller keşfettiklerini, kavramlar yarattıklarını, ahlak inşaa ettiklerini, felsefeler ürettiklerini, tanrılar hayal ettiklerini çözmeye çalışırken akıllarına ağaçlardan kuşkulanmak gelmez.
Sırf ağaçlar değil kuşlar da yeryüzünde oradan oraya anlam ve duygu taşıyan, tıpkı ağaçların kökleri gibi birbirinden uzak insanlar arasında bağ kurulmasını sağlayan ulaklardır.Kuşlara ve ağaçlara yabancılaşan bir dünyada yaşayan insan hızla kendisine de yabancılaşır.”