eşolili portakal profil resmi
eşolili portakal kapak resmi
"bir şey acır içimde bu göğsüme ne kattın."
*erdal öz'ün torunu.
twitter:@kuslardanbiri
susmak coğrafyası
121 okur puanı
13 May 01:07 tarihinde katıldı.
"bir şey acır içimde bu göğsüme ne kattın."
*erdal öz'ün torunu.
twitter:@kuslardanbiri
susmak coğrafyası
121 okur puanı
13 May 01:07 tarihinde katıldı.
  • 167 syf.
    ·Puan vermedi
  • 96 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
  • eşolili portakal paylaştı.
    432 syf.
    ·14 günde
    Tarih 13 Eylül 1956.

    Henüz ünlü bir yazar ve yayıncı olmayan, 21 yaşındaki bir genç yeni aldığı defterine, “-her gün değil ama- elim değdikçe…” notunu düşerek duygularını, düşüncelerini yazmaya başlar. 40 yıl boyunca, verdiği sözü tutarak, eli değdikçe yazmaya devam eder.

    1950’lerin ikinci yarısında başlayan eseri üç dönemde incelemek mümkün:

    1. Dönem

    56-59 arasındaki dönem 13 Eylül 1956’da başlayıp, 18 Temmuz 1959’da son buluyor. Bu dönemde genç bir adamın hayallerini, umutlarını, okul maceralarını, askerlik maceralarını, âşık olduğu kadına duyduğu özlemi ve hayal kırıklıklarını, okuduğu kitapları ve onlardan yaptığı alıntıları, şairlik ve yazarlık denemelerinin anılarını görmek mümkün. Erdal Öz, 18 Temmuz 1959’daki son cümlesi ile yalnız hayatına dönmek istediğini yazarak bu dönemi bitiriyor.

    2. Dönem

    71-73 arasındaki bu dönem ise 9 Haziran 1971’de başlayıp, 4 Mayıs 1973’te son buluyor.

    12 Mart 1971 tarihinde, dönemin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin dört komutanı bir muhtıra verir. Muhtıranın ardından her ne kadar parlamento feshedilmese, Anayasa askıya alınmasa da; Demirel istifa eder, yerine bir teknokrasi hükümeti olan Erim Hükümeti kurulur.

    Erdal Öz de, bu muhtıra döneminde diğer birçok devrimci gibi tutuklanır. Gerekçe olarak da, sahibi olduğu Sergi Kitabevi’nin paket kâğıtlarına yazdığı alıntılar gösterilir. 18 Eylül 1971’de serbest bırakılan Öz, 23 Mayıs 1972’te tekrar alınır. Mamak’taki hücrelerde geçen günlerin ardından Ekim ayında serbest bırakılır. 15 Haziran 1973’te de tamamen aklanır.

    Erdal Öz cezaevi günlüklerini, farklı farklı kitaplarında anlatmaya devam etmiş. Bu kitapta yer alan kısımlar, işin siyasi kısmından daha çok eşine (ilk eşine) ve kızına olan sevgisini, onlara yazdığı mektupları, yaşadığı ruh halini ve günlük rutinleri yansıtıyor.

    3. Dönem

    94-98 arasındaki bu dönem de 26 Şubat 1994’te başlayıp, 30 Kasım 1998’de son buluyor.

    Bu dönemde Erdal Öz, artık ünlü bir yayıncıdır. Şile ve Gölköy hayatının iki önemli parçası haline gelmiştir. Zamanının büyük çoğunluğunu okuyarak, öyküler yaratarak geçirir. Edebiyat dünyasına ve hayata dair eleştiri ve değerlendirmelerde bulunduğu bir dönemi anlatır.

    Günlüklerde, bir insanın 20’li yaşların başındaki acemi (hem yazım, hem hayat tecrübesi anlamında) hallerini, 30’larının sonlarında, artık evlenip barklanmış, sorumluluk sahibi (hem kendine hem de topluma sorumlulukları olan) bir insan olarak geçen günlerini ve nihayetinde 60’lı yaşlarına gelmiş, hayat tecrübesinin yanında geçen 40 yılın ardından yazım tecrübesi de kazanmış bir insanın yaşamından kesitler okuyorsunuz.

    Erdal Öz’ün, Nurullah Ataç’a olan saygısı ve sevgisi, okuduğu eserler (Özellikle Rilke’ye olan hayranlığı), yaptığı değerlendirmelerin ve eleştirilerin (haklı veya haksız diye değerlendirmek beni aşan bir durum) bütün ömrü boyunca tutarlı oluşu, “ve” kullanmadan cümle kurmaya çalışması benim dikkatimi çeken unsurlar oldu. Bir insanın, acemi bir yazardan, usta bir yazara evrilişini görmek için önemli bir eser. Hele ki bu insan, Erdal Öz ise.
  • 152 syf.
    ·Puan vermedi
  • eşolili portakal paylaştı.
    248 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Erdal Öz'ün 70'li yıllarda parça parça 'siyasi' olarak cezaevine girdiği zamanlarda gördükleri, duydukları gerçek hikayelerin acıları kitabı YARALISIN.

    "Hazırsındır insanları sevmeye. Hep birilerine güvenmek, birilerine sokulmak, bir şeyler vermek isteğiyle dolusundur. Güzel bir görüntüyü, güzel bir ezgiyi, güzel bir şiiri, bugün güzellikleri bölüşecek, paylaşacak birileri olsun istemişsindir. Senin yapında vardır bu sevecenlik. Yakınlaşmalarının çoğu yıkımlarla bitmiş olsa da böylesindir."

    Şu cümle için okudum resmen şu kitabı, o kadar tanıdık o kadar benim için yazılmış ki, Erdal ÖZ'ü sevmem, bence ülkemizin bir tarihine ışık tutan en güzel kaynaklarından biri olan Yarın, Nasıl Bir Gün Olacaksın? kitabı ile oldu, okumamak eksikliktir bence. Kitabı, hikayelerin kaynağını, bir adamın nasıl yazar olabileceğini, hikaye değerlendirmelerini, iç dünyasını görmek her zaman hoşuma gitmiştir.

    Başından sonuna acılar içinde kitap, aralara serptiği mizah öğeleri bile kurtarmaya yetmiyor bu işkenceleri. Okurken ayak tabanlarım ağrıdı, başım zonkladı, vücudum acıdı. Neden ya...
    Bir insan bir insana neden işkence yapar? O kadar iğreniyorum ki bazen insan olmaktan. Neden yaralısın? İnsanların bu kadar insanlıktan çıktığını görmek, bilmek yaralıyor seni, iğrendiriyor. İnsan olmaktan korkunç bir utanç duyuyorsun. İnançlar değişse de tavırlar değişmiyor. Öyle yüklü bir vicdan azabı geliyor ki.

    Düşünüyorum ben böyle kitapları neden okuyorum diye. Niye kendime eziyet ediyorum kokulu aşk romanları okumak, pizza olmanın insanları mutlu ettiğine olan inanç satır aralarına işlenmişken neden okuyorum yaralıları. Borçlu hissediyorum sanırım. Biz rahat rahat bazı kitapları okurken, bazı şeylere ses çıkarırken, öğrenirken bunları zamanında öncelemiş, uğraşmış, çekmiş Nazım Hikmet'lere, Aziz Nesin'lere, Sabahattin Ali'lere Deniz Gezmiş'lere ... borçluyuz diye düşünüp onları bilmem gerektiğini, nerden geldiğimizi öğrenmem gerektiğini düşünerek okuyorum. Sonra kitabı okurken acı çektiğimi düşünürken, hisle çektiğim acıyı küçümseyerek bitirmeden bırakamıyorum, şımarıklık yapma okurken onların çektiği işkenceyi anlayabilmen mümkün değil diyorum. İnsanın insana yaptıkları korkunç. Ve hala bunların yapılıyor olması... Kitabı dışarda, insanlar arasında, kaygıyla gerginlikle okuyup etkilenmemek için bin kere ara verip, aralarda komik videolar izleyerek zihnimi temizlemeye çalışmak da ayrı bir manyaklık benim için.

    Ama Erdalcığım diyor ki; "Vuran olmaktan daha güzel vurulan olmak; çok daha güzel. Basılmış, ezilmiş de olsan, bir papatya gibi yaşamak kararındasın, ezilmiş, yaralı bir papatya."

    Tüm ezilmiş papatyalara selam olsun.
"bir şey acır içimde bu göğsüme ne kattın."
*erdal öz'ün torunu.
twitter:@kuslardanbiri
susmak coğrafyası
121 okur puanı
13 May 01:07 tarihinde katıldı.

Şu anda okuduğu kitap

  • Tarihin Cinsiyeti

Okuduğu kitaplar 95 kitap

  • Aramızdaki En Kısa Mesafe
  • Baharda Yine Geliriz
  • Anayurt Oteli
  • Aylak Adam
  • Ansızın Hayat
  • Ateşler
  • Rozalya Ana
  • Bir Türkiye Hayali
  • Yetişin Çocuklar
  • Yol Ayrımındaki Türkiye

Okuyacağı kitaplar 40 kitap

  • Suyun Öte Yanı
  • Tekme Tokatlı Şehir Rehberi
  • Bir Şehre Gidememek
  • Bazen Bahar
  • Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz
  • Zaman Zaman İçinde (1970-1986)
  • Mühürlenmiş Zaman
  • Dünya Ağrısı
  • Huzursuzluğun Kitabı
  • Karahindiba

Kütüphanesindekiler 3 kitap

  • Goethe Öleyazıyor
  • Kılavuz
  • Üç Aynalı Kırk Oda

Beğendiği kitaplar 3 kitap

  • Goethe Öleyazıyor
  • Kılavuz
  • Üç Aynalı Kırk Oda

Beğendiği yazarlar 3 kitap

  • Vedi Aşkaroğlu
  • Selçuk R. Şirin
  • Erdal Öz