Herkes içindekileri keşfetmeye çalışıyordu. Kendini anlamaya, yaralarını isimlendirmeye, karanlığıyla yüzleşmeye...
Ne garip.
Bir zamanlar ben de insanların beni anlamasını isterdim. Beni gerçekten görmelerini. Kelimelerimin arkasında saklanan şeyi, sustuklarımın içinde çürüyen gerçeği fark etmelerini...
Ama artık değil.
Çünkü insan bir noktadan sonra keşfedilmeyi istemez. Özellikle de içinde ne olduğunu herkesten daha iyi biliyorsa.
Artık en çok korktuğum şey, birinin beni keşfetmesi.
Birinin gözlerimin içine bakıp o kusursuz görünen duvarların arkasındaki enkazı görmesi.
Ve sonra anladım...
İnsan bazen başkalarından kaçmaz.
Kendi gerçeklerinden kaçar.
Hem de durmadan.
Öyle hızlı kaçmalıdır ki, geçmişinin ayak sesleri ona yetişemesin. Öyle uzaklaşmalıdır ki, içindeki karanlık bile yolunu kaybetsin.
Ama gerçekler böyledir işte.
Onlardan ne kadar uzağa gidersen git, onlar senden hiç ayrılmaz.
Sessizce arkandan yürürler.
Ve bir gün, tam güvende olduğunu düşündüğün anda, omzuna dokunup adını fısıldarlar...