Cennetten çıkarılan insanın o devamlı olan mutluluk yurduna daima özlemi vardır.
Kutsal olan ise bizleri bu 'kut'lu güne ve yere ulaştıran kurallardır. Kendini ve haddini bilmek ise bu kuralların başında gelse gerektir.
okumak benim için bir deneyimdi, ünlü yazarların yeni kitaplarını elime alırken kalbim küt küt atardı, yeni kitap bir insanla ilk karşılaşma gibiydi; her çeşit iyilik, mutluluk verecek ya da belki huzursuz edici, düşündürücü sonuçları olacak, tehlikeli bir birliktelik.
İslam dinini kabul etmemizi üzerinden bin yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen, Şaman gelenekleri hala doğumdan ölüme kadar tüm hayatımızı etkiliyordu. Hem de Müslümanlıkla hiç örtüşmemesine rağmen.
Örneğin kurşun dökmek... Şamanizm'de buna "kut dökmek" deniyordu ve kötü ruhların çaldığı şans ve mutluluk gibi değerleri geri getirmek için, hem de özel bir "ayin"le yapılıyordu.
Ya da gelinliğin üzerine, nisan yüzüklerine bağlanan, okumaya yeni başlamış çocukların yakasına takılan kırmızı kurdeleler...
Dilek tutmak, köpeğin havlamasını, baykuşun ötmesini kötüye yormak, şenliklerde ateş yakmak, gidenin arkasından su dökmek, ölen kişinin üzerine bıçak koymak, yine ölenin ardından helva ya da yemek dağıtmak... Allah'ın gökte olduğuna inanmak ve bu yüzden elleri havaya açarak dua etmek... Susayan ruhların kalkıp içmesi için mezarların başına suluk koymak... Kötü ruhların encok musallat olduklarına inanıp kapı eşiklerine basmadan atlamak... Geceleyin ıslık çalmamak... Merdiven altından geçmemek, okunmuş şeker ya da pirinç yemek, ya da asker uğurlamalarında kına yakmak... Halı ve kilimlerde kullanılan motifler... Hepsi ama hepsi birer Şaman geleneğiydi.
En çok bilinenlerden biri de nazar boncuğuydu! Şamanlara göre boncuk, kötülüğü ayna gibi geri yansıtan metal iğneyi süsleyen aksesuardan ibaretti. Aslolan çengelli iğnenin kendisiydi. Kötü nazar yani bakış bu iğnelerden yansıyıp sahibine dönerdi.
Dilek tutmak, bunun için ağaçlara, çalılara, türbelere çaput bağlamak, bir yerden ille de sağ ayakla çıkmak, "Allah korusun" diyerek üç kere tahtaya vurmak, tütsü yakmak, misafirlere gülsuyu ya da kolonya ikram etmek, meyve vermeyen ağacın dallarına çivi çakmak...
Eskiden okumak benim iron ueneyimdi, ünlü yazarların yeni kitaplarını elime alırken kalbim küt küt atardı, yeni kitap bir insanla ilk karşılaşma gibiy di; her çeşit iyilik, mutluluk verecek ya da belki huzursuz edici, düşündürücü sonuçları olacak, tehlikeli bir birliktelik.
Altay, Kazak, Kırgız, Karakalpak, Doğu Türkistan Türkleri’nde sürekli halk arasında gezen, kalbi temiz insanlara yardım eden, onları destekleyen, çeşitli kötülüklerden koruyan varlık kut iyesi sayılır ve Kıdır adıyla adlandırılırdı.
Kıdır’ın sevdiği insanın; kutlu kılındığına, şansı arttığına, işlerinin rast gideceğine inanılırdı. Kazak Türkleri arasında ‘‘Tanrı koldasın, Kıdır ondasın’, ‘Kuday jarıldasın, Kıdır esirgesin’, ‘Kıdır darısın, bak kalasın’ gibi dualar bulunur.
Peki “Kut İyesi Kıdır” ne anlama gelir?... Sözlükte iyelik ve kut sözcükleri şu şekilde tanımlanmıştır:
“İyelik”: Kendisinin olan bir şeyi, yasa çerçevesi içinde istediği gibi kullanabilme hakkını taşıma durumu, sahiplik, mülkiyet.
“Kut”; uğur, baht, talih, mutluluk,
İşte eski Türk inançlarında ve mitolojisinde Kut iyesi Kıdır bu yetkinliğe sahip bir kişi olarak tanımlanmıştır.