Uzun zamandır kütüphanede olmasına rağmen yeni okumaya başladığım ve su gibi akıp giden enteresan, detayları ilgi çekici, fantastik, umduğumdan daha iyisini bulduğum bir kitap oldu. Tavsiye ederim.
Haşhaş SavaşıR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 20232,087 okunma
Kitabı okurken ben ne okuyorum böyle dedim. Çünkü ben psikolojik gerilim okumayan/okuyamayan bir okurum. Bu kitapta okuma zevkim mi değişiyor acaba dedim. İki günde bitirdim. Uyku ve evdekileri olmasa başladığım gün bitecek bir kitaptı.
Kitap bana Gece Yarısı Kütüphanesi kitabını anımsattı. Onda kütüphanede kitaplar, bunda koridorda kapılar vardı. İkisinin ortak noktası kuantum teorisi ve çoklu evren.
Kitabın daha ilk sayfasında altını çizdiğim şu iki cümle var:
"Her şeyin değişeceğini, elinizden alınacağını kimse söylemiyor size. Yaklaşırken itiraz etmiyorlar, uçurumun kenarında durduğunuzu bilmiyorsunuz."
İşte bence kitabın bel kemiği bu iki cümle.
Jason'ın herkesin olduğu gibi çoklu evrende birçok hayatı var. Tercihi kariyerini bırakıp aile olmak. Ama sonra bir insana en büyük kötülüğü yine kendisinin yaptığını görüyoruz. Ardından kaybetmeden önce ne kadar değerli olduğunu bilmediği o hayata dönme çabalarını okuyoruz. Ama böyle benim cümlem gibi kupkuru bir yavanlıkla değil. Olayların içine okuyucu da giriyor. Bazen tüpe girmek için kaçıyoruz, bazen koridorda koşuyoruz, bazen o iğne okuyucunun damarına batıyor, bazen soğuktan donuyoruz, bazen de açlıktan ölmekten korkuyoruz. Okurken bir ara kurşun denk gelmesin diye refleksle kafamı eğdim. Tövbe dedim güldüm sonra kendime.
Ben Gece Yarısı Kütüphanesi'ni okuduktan sonra paralel evrendeki diğer hayatlarımı düşünmüştüm. Jason'ın çoklu evrendeki hayatlarını, istediği hayata geri dönüp dönemeyeceğini merak edenler ve bir aile olmanın önemini en derinden hissetmek isteyenler mutlaka okumalı diyorum.
Bir de ben bu çoklu evren işinin gerçekten var olduğuna inanıyorum sanki. Siz ne düşünüyorsunuz?
Ailem yanımda olduğu sürece her şeye hazırım.
Herhalde insan neye sahip değilse onu istiyor.
Her an, her nefes
Karanlık MaddeBlake Crouch · Doğan Kitap · 2018441 okunma
Gece Yarısı Kütüphanesi – Matt Haig
Hayatımız boyunca hep "Ya şöyle olsaydı?" sorusunu kendimize sorarız. Farklı seçimler yapsaydık, başka bir şehirde yaşasaydık ya da başka bir meslek seçseydik hayatımız daha güzel olur muydu?
Gece Yarısı Kütüphanesi, tam da bu sorunun peşinden gidiyor. Nora Seed, pişmanlıklarının ağırlığı altında ezilen ve hayatından memnun olmayan bir kadın. Bir gece kendini yaşamla ölüm arasındaki gizemli bir kütüphanede buluyor. Buradaki her kitap, onun farklı bir seçim yaptığı alternatif bir hayatı temsil ediyor ve Nora bu hayatları deneyimleme şansı elde ediyor.
Kitabı okurken beni en çok etkileyen şey, kusursuz bir hayatın aslında var olmadığı fikriydi. Çoğu zaman uzaktan baktığımız hayatları mükemmel sanıyor, kendi hayatımızı ise eksik görüyoruz. Oysa Nora'nın deneyimlediği her yaşam, dışarıdan ne kadar kusursuz görünürse görünsün kendi içinde farklı sorunlar ve eksiklikler barındırıyor.
Bence kitabın vermek istediği en önemli mesajlardan biri şu: Önemli olan hangi hayatı yaşadığın değil, o hayatın içindeki kişinin kim olduğudur. Çünkü yaşadığın hayat, bir bakıma sen olduğun için vardır. Kendini değiştirmeden hayatının tamamen değişmesini beklemek pek mümkün değildir.
Ayrıca kitap, sahip olduğumuz hayatı küçümsemek yerine onu sevmeyi ve elimizden geldiğince güzelleştirmeye çalışmayı hatırlatıyor. Belki de mutluluk, başka bir hayatta değil; şu an yaşadığımız hayatın içinde saklıdır.
Düşündüren, umut veren ve okuduktan sonra insanı kendi hayatını sorgulamaya iten bir roman.
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig
Kitabın insan üzerinde bıraktığı oldukça duygusal bir etki var. Çift zamanlı bir kurguya sahip olan kitapta bir tarafta bir ailenin tüm sırlarına tanık olurken diğer tarafta bir aşk hikayesini dinliyoruz. Bu iki hikaye arasında yüzyılı aşkın bir zaman dilimi bulunuyor. Hikayelerin kesişim noktası ise canfeda konağı. Bu hikayelere okuduklarımızla şahitlik ederken aynı zamanda metaforların kitapta ustalıkla kullanıldığına da şahit oluyoruz. Yazar, mutsuz anne-babaların günahlarının ve travmalarının, çocukların ve hatta torunların kaderine nasıl bir mühür gibi kazındığını çarpıcı bir şekilde işliyor.
Psikolojik, sosyolojik, tasavvufi ve tarihi esintiler taşıyan her kütüphanede olmasını önerebileceğim bir kitap. Ayrıca romanın içinde geçen Zonaro’nun dervişler tablosunun geçekliği, Çehov’un vişne bahçesi kitabı gibi sanatsal eserler kurmacanın sınırlarını aşmamızı sağlayarak,somut ve unutulmaz bir başyapıta dönüşüyor.
Gece Yarısı Kütüphanesi, hayatından memnun olmayan ve yaptığı seçimlerden pişmanlık duyan Nora Seed'in hikâyesini anlatır. Nora, yaşamı ile ölümü arasında bulunan gizemli bir kütüphanede kendini bulur. Bu kütüphanedeki her kitap, onun farklı bir seçim yapmış olsaydı yaşayabileceği alternatif hayatları göstermektedir.
Nora, bu hayatları deneyimledikçe mükemmel bir yaşamın olmadığını ve mutluluğun dış koşullardan çok bakış açısıyla ilgili olduğunu fark eder. Roman, okuyucuyu pişmanlıklar, umut, yaşamın değeri ve ikinci şanslar üzerine düşündürücü bir yolculuğa çıkarır.
Ben kitabı büyük bir keyifle okudum. Zaman zaman farklı hayatlar arasında yapılan geçişler nedeniyle kafam karışsa da verdiği mesajlar ve sürükleyici anlatımı sayesinde ilgimi hep canlı tuttu. Farklı hayatlar ve seçimler üzerine düşünmeyi sevenlerin keyifle okuyacağını düşünüyorum.
Haruki Murakami'den okuduğum ikinci kitap Sahilde Kafka ile sizlerleyim.
Bu kitapla birlikte artık Murakami'nin tarzını tam olarak özümsedim diyebilirim. Açıkçası benzer özelliklerde başka bir yazar okuduğumu çok hatırlamıyorum. Tarzının her okura da hitap edeceğini düşünmüyorum. Çok beğenenlerinin olmasının yanında kendisine uzak hisseden okurlar da olacaktır. Aynı zamanda bu tarzıyla dünyada eserleri çok satan yazarlar arasında hep olacaktır. Adam bir kere hayal dünyanızın sınırlarını zorluyor. Bir insan bunları nasıl düşünebilir, nasıl akıl edebilir diye düşünmeden edemiyor insan. Ayrıca edebi yönü de oldukça kuvvetli. Ben en başından kitabı beğendiğimi belirteyim. Hatta uzun süredir bu kadar hızlı okuduğum bir kitap olmamıştı. Her bitirdiğim bölümden sonra bir sonraki bölümü heyecan ve merakla okudum. Olay örgüsü ve kurgusu tek kelimeyle mükemmeldi.
Sahilde Kafka 15 yaşında evinden kaçan Kafka Tamura'nın hikayesini anlatıyor. Babasının tüyler ürperten kehanetinin peşinde başından geçen olaylar, sizi oradan oraya sürüklüyor. Rüya ile gerçeğin birbirine karıştığı, metafor üstüne metafor içeren, bir çok sorunun cevapsız kaldığı, yine bir çok şeyi anlamakta zorlandığım ilginç bir eserdi. Murakami bu eserinde de cinselliği yoğun bir şekilde kullanmış. Özellikle ensest ilişkilerin yer aldığı bölümler haliyle biz okurları rahatsız edecek nitelikte. Gerçi ensest ilişkiler söz konusu mu onu da çözmek biraz zor. Yukarıda da dediğim gibi bir çok cevapsız sorular mevcut, belki de yazar bu soruların cevaplarını okurun hayal dünyasına bırakmıştır. Zaman kavramının yer yer anlamını yitirdiği, kedilerle konuşan, havadan sülük ve balık yağdırabilen insanların yer aldığı, hayalle gerçeğin birbirine karıştığı ilginç bir eser. Kafka Tamura'nın kütüphanede geçen yaşantısı ile bir çok